Страницы истории
Kurdlermi Ermeni Bagimsizligina karshi savashtilar?
Aso Zagrosi
KÜRTLER ZAMANINDA ERMENİLERİN ÖZGÜRLÜK VE BAĞIMSIZLIK MÜCADELESİNİ BOĞANLARIN SAFINDA YER ALMASALARDI EĞER, “İNSANLIĞA KARŞI İŞLENMİŞ YÜZYILLIK SOYKIRIM SUÇU” GERÇEKLEŞTİRİLEMEZDİ !
(Sarkis Hatspanian http://gelawej.net/index.php/sarkis-hatspanian/9277-2013-03-21-17-29-21.html)
Bugün makaleye koyduğum başlık bana ait değil. Bu uzun başlık Sarkis Hatspanian’ın Gelawej’de yayınlanan makalesinin başlığıdır. Makalenin içeriği zaten Kürdlere karşı hakaret ve çarpıtmalarla doludur. Eğer makalenin tümünü irdelemeye kalksam makale değil kitap yazmam gerekiyor.
Fakat böyle yazılar karmaşık olan Kürd tarihini daha da içinden çıkılmaz bir duruma sokuyor.
Kürd tarih bilinçinden yoksun olan yada Kürd tarihini de fazla ilgi göstermeyen “Kürdçülük” yapan bir dizi Kürd kesimide bu tip yazıları gerçek olarak algılıyorlar.
Şimdi kısaca da olsa bu başlığın üzerine durmak istiyorum.
Kürdlermi Ermeni Bağımsızlığına karşı savaştılar?
Biraz tarihe gidelim.
Tarih’de “Kürd Mirleri” dönemi dediğimiz yaklaşık olarak yüzyıllarca süren dönem sözkonusudur. Osmanlı devleti 19.yüzyılın ilk yarısı boyunca Kürd Mirlerinin varlığına son vermek amacıyla Kürdlere karşı kıyım yaptı. Osmanlı Devleti Kürd Mirlerinin varlığına son vermek içinde giriştiği bu savaşların büyük bir çoğunluğuna Ermeni Patrikhanesi Osmanlı devletine destek verdi.
Eğer Kürd Mirlerinden biri Osmanlı devletine karşı başarılı olsaydı Kürd devleti ortaya çıkardı. Bundan hareketle eğer Ermeniler Kürdlere destek verseydiler ne Ermeni Jenosidi ve ne de Kürd jenosidi olurdu sonucu çıkarılabilinirmi?
Böyle bir soruya net bir cevap verme imkanım yok…
Ama, Kürd- Ermeni ilişkilerinde bir kırılmaya neden olduğu açık..
Osmanlı devleti ile Rusya arasında yapılan 1877-78 savaşı sonrasında Ermeni Kilisesi Rusya ve Batı devletlerinden çeşitli taleplerde bulunuyor.
Ermeniler adına Ermeni Patriki Nerses açık bir şekilde “Erzurum, Sivas, Elazığ, Van, Bitlis ve Diyarbekiri Ermeni Vilayetleri” olarak görüyor ve bölgelerde Berlin Antlaşmasının 61. Maddesinin tatbik edilmesini talep ediyordu.
Bir örnek olarak “Ermeni Reform Projesi”nin Erzurum Vilayetine ilişkin önerdiği reformları aktarmak istiyorum. 12 Nisan 1879 tarihinde İstanbul’da İngiliz İşgüderi Malet’in Lord Salisbury’ye gönderdiği Ermeni isteklerini içeren mektup bir dizi şeyi açık bir şekilde ortaya koyuyor. Malet, Ermeni Patriği Nerses’in Erzurum vilayetine ilişkin istemlerini şöyle aktarıyor:
“Erzurum Vilayeti dört sancaktan kurulmuştur. Merkez sancağı, Erzincan, Beyazid ve Bayburt sancakları. Vali atanmasında ve görevden alınmasında patriğin görüşü alınmalıdır.
Mutasarırıflarda patriğin görüşü alınarak atanmalıdır. Erzincan ve Beyazid mutasarrıfları Ermeni olmalıdır. Şu kazalara Ermeni kaymakamlar atanmalıdır: Merkez sancağından Pasin, Hınıs, Kığı ve Tercan;
Erzincan sancağından Kemah, Kurucay, Kuzucan, Ovacık ve Mazgirt; Beyazid sancağından Diyadin, Karakilise ve Eleşgirt; Bayburt sancağından İspir, Guisguim, Kilkit ve Seyran. Kaymakamlar ise valinin onayı alınarak Vilayet İdare Meclislerince atanmalıdır.
Vilayet İdare Meclisinin 3 Türk—Müslüman ve 3 Ermeni üyesi olmalıdı.(Kürd üye yok)
Sancak Meclisinin 2 Türk-Müslüman ve 2 Ermeni üyesi olmalı(Kürd yok)
Halk tarafından seçilecek Vilayet Genel Meclisi üyelerinin yarısı Türk-Müslüman, yarısı Ermeni olmalı(Kürt yok) Vali muavinine bağlı Vilayet İstinaf Mahkemesi: Bir Müslüman başkan ile 6 üyeden oluşmalı: 3 Türk-Müslüman, 3 Ermeni üye(Kürd üye yok)
Vilayet Bidayet Mahkemesi: Bir Ermeni başkan ile 6 üyeden oluşmalı: 3 Müslüman-Türk, 3 Ermeni üye (Kürt yok)
Sancaklarda da birer bidayet mahkemesi olalı, bunlarda yukarıdaki gibi oluşturulmalıdır. Kaza bidayet mahkemeleri 4’er üyeden kurulacak: 2 Türk, 2 Ermeni. Kazanın Kaymakamı Ermeni ise bu mahkemenin başkanı Türk, değilse tersi olacak.
Vilayette, Vali yardımcısına bağlı bir ticaret mahkemesi olacak; başkanı Babıali tarafından atanacak, 4 üyeden ikisi Müslüman Türk, diğer ikisi Ermeni olacak. Vilayette, güvenliği sağlayacak ölçüde güvenilir kişilerden bir jandarma teşkilatı kurulacak. Bu teşkilatın yarısı Müslüman Türk, diğer yarısı Ermeni olacak. Kürd ve Çerkez gibi barbarlar bu teşkilata alınmamalıdır.. Halen(1879’da) polis ve jandarmada hizmet edenler de yeni teşkilatta bulunmamalıdır. Yetenekli jandarma subaylar yetiştirilinceye kadar bu teşkilatta . çalıaşacak albay, yarbay ve binbaşıların Avrupalı olmaları, yüzbaşı ve daha aşağıdaki subayların yarısı Müslüman-Türk, yarısı Ermeni olmalıdır”
Ve “Kürdlerin Patronluğu Mutlaka Kırılmlıdır” (Bilal N. Şimşir, age sayfa 168-169).
Ermeni Patriği hızını almayarak daha da ileri giderek “Birer zalim kral olan Kürdleri ve özellikle bey ve ağa denilen bu kimseleri hükümet buralardan sökmelidir… Uzak memleketlere sürülmeli ve bunların bir daha geri dönmelerine asla izin verilmemelidir”(age, sayfa 169).
«Ermeni Reform Projesi» Kürdistan’ı Kürdsüzleştirme projesidir. Kürd ileri gelenlerini hepsini devlet kurumlarından ve vatanlarından uzaklaştırma projesidir. Kürdler yok edildikten sonra “Büyük Ermenistan”ın yolu açılabilirdi. Düşünün tüm tarihi boyunca Osmanlı devletinin giremediği Dersim’e Merkez Kaza olan Erzincan’a Ermeni mutasarrıfları, Erzincan sancağından Kemah, Kurucay, Kuzucan, Ovacık ve Mazgirt’te Ermeni Kaymakamlar atanacak!!!!!! Dersim’de bir dizi Kürdistan bölgesi gibi Osmanlı Kaymakamlarından nefret ediyordu. Bir de Ermeni kaymakamlar eksikti.(Daha geniş bilgi için Şeyh Ubeydullah Nehri Üzerine kaleme aldığım yazı serisine bakınız)
1880 yılında Şeyh Ubeydullah Nehri önderliğinde Bağımsız ve Birleşik Kürdistan için girişilen devrime Ermeniler esas olarak karşı tavır aldılar, yalan ve yanlış bilgiler yaydılar.. Şeyh Ubeydullah’ın Ermenilere yaptığı dostça çağrılara rağmen, Ermeni ileri gelenleri “ Şeyh Ubeydullah hareketinin devletin bir oyunu olduğu”, “Kürdlerin Ermenilere karşı saldırıya geçme hazırlığı içinde olduğu” vb uydurma haberler yaydılar, Rusya ve Batılı devletleri harekete karşı tavır almaya çağırdılar.
Acaba bugün Kürdlerin devletsiz olmasının sorumlusu Ermeniler mi?
Geçiyorum.
Ermeni örgütlerinin “Ulusal Kurtuluş Hareketi” meselesine gelince amaçları bir anlamda yukarıda verdiğim “Ermeni Reform Projesi”ni hayata geçirmekti.. Yani Kürdistan’ı Kürdsüzleştirme projesiydi. Bu da Kürdlerle çatışmaya götürdü.
Kürd milliyetçiliğinin babalarından Haci Qadri Koyi 19.yy’ın sonlarına doğru Kürdistan’ı Ermenistanlaştırma girişimlerine dikkat çekiyor ve şöyle yazıyor:
“Xakî Cizîrî û Botan, yanî welatî Kurdan
Sed heyf û sed mixabin deyken be Ermenîstan
Hîç xîretek nemawe sed car qesem be Quran
Peyda be Ermenîstan namênî yek le Kurdan(57).”
(https://newroz.com/tr/politics/339821/hac-qadir-koy)
Haci Qadri Koyi açık bir şekilde Kürdlerin toprakları Ermenistanlaştırdıklarında bir tek Kürd kalmayacağını yazabiliyordu.
Daha sonra ne oluyor?
Ermeni örgütleri Enver, Talat ve Cemal Paşalarla kol kola yürümeye başlıyorlar. Yani gelecekte Ermeni jenosidinin mimarlarıyla..
1907-1912 ve hatta 1914 yılına kadar( son süreçte bir dizi soruna rağmen)Taşnaksutyun ile İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin ortak hareket ettikleri tarihsel bir süreçtir. Tam bir balayi süreci… 1908 2.Meşruitiyet ile birlikte, geçmişte kırsal alanlara çekilen Taşnaksutyun yöneticilerinin hepsi şehirlere iniyor ve Aram Manukian gibi kadrolar cezaevlerinden çıkıyorlar.
Tam bir "kardeşlik, eşitlik ve özgürlük"!!!!!!!!!!!!! dönemi başlıyor.
Ortada bir Anayasa var. Seçimler var. Hem İttihat ve Terakki ve hemde Taşnaksutyun cephesinde süreci Fransız Devrimi ve 1905 devrimi kiyaslayan çok şeyler söyleniyor. Tabi ki o dönemler Taşnaksutyun içinde de İchkhan, Ghevont Meloyan, Roupen ve Antranig gibi farklı düşünen, "ordu tarafından yönlendirilen bir devrimin anlamı yok" diyen insanlarda vardı.
Fakat, Taşnaksutyun'un esas beyin takımı İttihat ve Terakki çevresiyle sonu bilinmeyenlerle dolu tarihsel bir yolculuğa çıkmıştı.
İki partinin ittifakı süresinde bir dizi olaylar gelişiyor. Örneğin "31 Mart olayı" olarak bilinen (1909) Ordunun İstanbul'un stratejik noktalarını tutması esnasında İttihatçılar Taşnaklara sığınıyorlar. Daha sonraki süreçte Ermeni soykırımında örgütleyici rol alacak olan Talat Paşa Krikor Zohrab'a, Dr. Nazım Taşnak militanı Azarig'e sığınıyor.
O dönemler Taşnak Partisinin yönetimi toplanıyor ve bir dizi karar alıyor. Bun kararlardan biri de isyancılar tarafından aranan Talat, Halil ve diğer İttihatçıların korunması için Zohrab, Vartkes ve Armen Garo'ya verilen talimattır. Bu "Kutsal İttifak" boyunca Taşnaksutyun "Osmanlı devletinin sınırları dahilinde sorunların çözülmesini" ön plana çıkarıyor, hatta yurtdışında çıkardığı Pro Armenie adlı dergiyi dahi eski biçimde sürdürmüyor. Yabancı devletlere çağrı yapmıyor.
Ademi Merkezi bir yönetim, dil ve din hakları gibi istemleri ileri sürüyor.
İttihat ve Terakki'de hep yeşil ışık yakıyor, güçlenmeye bakıyor ve merkezi bir devleti hedefliyor. Bu arada İttihat ve Terakki önüne çıkan ve çıkabilecek engelleri birer birer ortadan kaldırıyor. İttihat ve Terakki şurekası İbrahim Paşayê Milli'yi tasfiye etme sürecinde Ermenilerden birlikler oluşturmalarını istiyor. Ermenilerle iyi ilişkiler içinde olan İbrahim Paşa'ya karşı her hangi bir tutum geliştirme Taşnak Partisini zora sokacaktı. Bu arada Vartkes Seringulian müdahale ediyor, İTC geri adım attıyor. Fakat, bu arada İbrahim Paşa öldürülüyor(zehirlenerek) ERmenilerin bir kesimi Ziya Gökalp ile birlikte İbrahim Paşaya karşı kin kusuyorlar.
Ama, Taşnak Partisi İttihat ve Terakki ile ilgileri bozulmaya doğru hızlı bir şekilde yürüdüğü 1914 tarihinde Mela Selim öderliğindeki Bitlis Ayaklanmasını İttihat ve Terakki ile birlikte bastırıyor. Aslında ayaklanma öncesi Taşnak yöneticileri, Ermeni din adamları, Kürd din adamları ve Bedirxanilerden bir kaç şahsiyet bir Ermeni kilisesinde toplanıyorlar ve İttihat ve Terakki'ye karşı ayaklanma kararını alıyorlar. Aralarında bir antlaşma var.
Fakat, Mela Selim önderliğinde hareket başladığı zaman Taşnaksutyun karşı cepheye geçiyor.(Detaylı bilgi için Kamil Bedirxan'ın raporuna bakınız)
Ayaklanma yenilgi ile sonuçlanınca Mela Selim Rus Konsolosluğuna sığınıyor ve Birinci Dünya savaşı başladığı zaman Türkler, konsolosluğu basıyor ve idam ediyorlar.
İşin ilginç yanı 1907-1914 kadar Taşnaksutyun'un İttihat ve Terakki ile girdiği ilişkiler, Osmanlı devletinin işgalı altında bulunan hiç bir halkta görülmüyor. Kürdler, Araplar, Yunanlar, Bulgarlar ve diğer halklar farklı nedenlerle, ama İttihat ve Terakki'ye soğuk bakıyorlar.
İttihat ve Terakki girilen ilişkilerden rahatsız olan bir dizi Taşnaksutyun kadrosu farklı tutumlar sergiliyorlar.Antranig 1912'de Bulgaristan'da askeri birlik oluşturarak Osmanlı devletine karşı savaşıyor.
Savaş yaklaştığı zaman Taşnaksutyun kendi içinde ciddi bir çıkmaz ile karşı karşıya kalıyor. Savaş hazırlıklarını yapan Rusya Kafkasya Ermenileriyle ilişkilerini düzeltmiş, bazı vaadlerde bulunmuş ve askeri birlikleri oluşturmaya başlamıştı. Taşnaksutyun'un Kafkasya kadroları Ruslarla birlikte hareket etme kararı almış pratik adımlar içine girmişti. Birde Ruslar onların önüne Osmanlı Ermenileri etkileme görevi koymuştu.
Taşnaksutyun'un Osmanlı kanadı ise kendi içinde 3 farklı eğilim taşıyordu.
Bunlardan biri savaşta Ruslarla hareket etmek istiyordu. Bir kanat ise hem Osmanlıya ve hemde Rusya'ya tavır alan bağımsız birliklerin oluşumundan yanaydı. 3. kanat ise Osmanlılarla birlikte hareket etme eğilimini taşıyordu. Osmanlılar birlikte hareket etme eğilimini taşıyan grup azınlıktaydı. Bu eğilimleri içinde barındıran Taşnak Partisi Temmuz 1914 yılında Erzurum'da yaptığı 8.Kongresinde ara bir yol buldu. Kongre sonrası Ermenilere yapılan çağrıda "herkes bulunduğu ülkede kendi vatandaşlık görevini yerine getirmeli" diyordu.
Bu şu anlama geliyordu. Rusya'daki Ermeniler Rusya ile Osmanlı Ermenileri Osmanlı devletinin saflarında savaşa gireceklerdi.
Kongre öncesi Talat Paşa Kongre delegeleriyle ilişkiye geçmiş ve Ruslara karşı bir karar almasını istemişti. Hatta Rusya Ermenilerinide kazanmak amacıyla Ermeni hakları için bazı vaatlerde de bulunmuştu.
İttihat ve Terakkiciler Taşnak Partisinin aldığı karardan memnun değillerdi.
Taşnaksutyun kongresinden bir ay önce, yani Haziran 1914 tarihinde Talat Paşa ile Armen Garo arasında sert bir tartışma geçiyor. Armen Garo Talat Paşa ve İttihatistlerin Pantürkist pozisyonlarına saldırıyor ve şöyle diyor:
"Siz yanlış yoldasınız. Osmanlı İmparatorluğunu kaosa götürüyorsunuz. Zaferlerinizle siz kendinizi Napoleon ve Bismarck sanıyorsunuz.
Siz inatçılık yapıyorsunuz ve ülkeyi nereye götürdüğünüzü dahi bilmiyorsunuz. Delil mi? Kısa bir süre önce sen Vramian'a demedin mi siz Kürdleri Türkleştireceksiniz. Neyle Yapacaksınız? Hangi kültürle? Eğer siz kendi tarihinizi bilmiş olsaydınız böyle zırvalamazdınız. Unutmayız ki sizler 500 yada 600 yıldan beri bizlerin toprakları üzerindesiniz. Sizden başka milletler geldi geçti: Persler, Romalılar, Araplar ve Bizanslar…… Onlar dahi Kürdleri asimile edemediler, siz nasıl başaracaksınız?
Armen Garo'nun Kürdlere ilişkin Talat Paşa'nın yüzüne söylediği bu tarihsel sözlerin üzerinde tam 97 yıl geçti.
Talatçılar hâlâ Kürdleri Türkleştirmeye çalışıyorlar.
Armen Garo Osmanlı Bankası Baskının baş mimarı olarak "vatan hainliğinden" Osmanlı mebusanlığına terfi etti. 1908 ve 1914 yılları arasında Osmanlı seçim oyunlarını birlikte oynadı.
(Gaidz F. Minassian'ın Les Relations entre Le Comite Union et Progres et la Federation Revolutionnaire Armenienne a la veille de la Premiere Guerre Mondiale d' apres les sources armeniennes adlı çalışmasına bakınız).
Armen Garo’nun burada Kürdlere ilişkin Talat Paşa’ya söyledikleri Ermeniler içinde geçerlidir. Binlerce yıl boyunca bu topraklarda yaşıyan Kürdleri kimse yok edemez.. Kürdlerin bugünkü varlığıda bunun açık ispatıdır.
Birinci Dünya Savaşı başladığı zamanda Rus Ordusu saflarında savaşa katılan Ermeni Birlikleri girdikleri tüm alanlarda Kürd katliamını yaptılar. Bunu söyleyen ben değilim. Aris Arda arkadaşın çevirisini yaptığı Kürdlere ilişkin Sovyet-Rus Belgelerinde Prens Chachovski söylüyor. Sözü ona bırakalım:
«Savaş başlar başlamaz, Resul Bey, Şemsedinov, kardeşi Hamid bey ( Eyub Paşa'nın oğulları) Kara Kilise bölgesinde Hamidiye alaylarıylarıyla bizim ordumuzun saflarına katıldılar. Diyadin bölgesinin ünlü önderlerinden Muhamed Bey bize teslim oldu.. Adamanlı Kürdlerin reisi Ali Bey bize teslim olmaya hazır olduğunu bildirdi… Van gölünün batı yakasında, Patnos'ta yaşıyan ve büyük bir güce sahip olan Haydaran aşiret reisi Kör Hüseyin Paşa bizim yakınlaşmamızı bekliyordu.. Kafkasya Askeri Komutanlığımız beni Sizov kod ismiyle Kürdleri safımıza çekmek için onların içinde çalışma için görevlendirmişti.. Bende Berdirxan Paşa'nın oğlu Kamil Bey'in yardımıyla onların içinde çok iyi çalışmalar yaptım. O zaman Prens Warenstsov Daşkov Kafkas yöneticisiydi…. Var olan durum tersine döndü.. Prens Warenstsov Daşkov hastalandı ve eşi olan Prenses pratikte Kafkas yönetimini ele aldı.. Petersburg'un izniyle tüm savunma güçlerini Ermenilerden seçti. Diğer yandan bütün askeri ve siyasi üst yöneticiler Kürdlere karşı kışkırtıcılığa başladılar… Ermeni savunma güçleri müslüman Kürdlerin mallarına ve servetlerine el koydular ve Kürdlere zulüm etmeye başladılar.. Ermeni savunma güçleri Beyazid bölgesinde bütün Kürd köylerini harebeye çevirip ve yıktılar.. Bölge halkı sanıyor ki Ruslar gelmiş temsilcilerini yanlarına gönderiyorlar.. Fakat, anlaşılıyor ki gelenler Ermeniler.. Ermeniler temsilcilerini öldürüyor, sonra köylerini işgal ediyor ve köy halkının tümünü katliamdan geçiriyorlar… Onların gözleri önünde kadınlarına karşı aşağılayıcı davranıyorlar.. Bundan sonra Tiflis'e dönen Rus Komutan Ermenilerin görünmemiş pratiklerine karşı durma yada engelleme yerine oradaki Kürdleri avlamaya başlıyorlar.. Resul Bey ve Halid Bey Hamidiye Birlikleriyle birlikte kendileri Rusya ordusunun saflarına katılmışlardı, zindana atılıyorlar. Muhamed Bey'in mal ve servetini talan ediyorlar, eşlerini aşağılıyorlar.. Ali Beyi ve diğer Kürd Beylerini Rusya ordusunun bayramına davet ediyorlar ve oradan namertçe Sibirya'ya sürüyorlar.. Ordumuz geri çekildiği zaman, Ermeniler bu durumu vesile bilerek sağ kalan müslümanları öldürüyorlardı.. Kürdleri esir almıyorlardı ve hemen orada öldürüyorlardı. Bundan dolayı Kürdler teslim olmak istemiyorlardı.. Ermeniler yalnızca Kürdleri bizden uzaklaştırmadılar, öyle yaptılar ki Kürdler bize karşı rahmetsizce savaşma ortamına soktular.. Çünkü Kürdler biliyorlardı karşılarında acımasızlık var, çaresizlik içinde mallarını ve çocuklarını savunuyorlardı.. Kürdlerin bu korkusuz direnişi ve umutsuzluğu 1915 yılının sonu ve 1916 yılının başındaki harekatımızı çok zora soktu.. Öyle olduk ki askeri istihbarat toplayamiyorduk.. Fakat tuhaf olan şey Kürdler Ruslara düşmanlık yapmıyordu. Onlar durumu anlamışlardı, bu işlerin Ermenilere ait olduğunu biliyorlardı.. Muş bölgesinin büyük ve ünlü önderi Musa Bey Bitlis'te bizim birliklerimize karşı çok sert ve şiddetli bir savunma yapmıştı.. Bizim birliklerimizin komutanı Musa Bey'den teslim olmasını istiyor… Musa Bey bizim komutana Ruslara saygımız var diye yazıyor. Fakat size nasıl güvenebiliriz ve mal ve can güvenliğimize inanabiliriz? Biz öyle sanıyorduk ki Rusya büyük bir devlettır, iktidarı ve kanunu herkesi kapsıyor.. Fakat, şimdi görüyoruz ki Ermeniler Rusya'ya emir veriyorlar..
Ermenilerin Kürdlere karşı yaptıkları vahşetlere rağmen, Kürdler bize karşı şavaşa katılmıyorlardı.. Ben Kamil Bedirxan Bey aracılığıyla Kürd önderleriyle ilişkiye geçtim.. Bizim Askeri Güçlerin Komutanlığı tarafından bana Ermenilerin içinde olmadığı bir Rus ordusunun Kürdistan'a gönderileceği konusunda güvence verildi.. Bunun ardından 1917 yılında bizim yol göstericiliğimizde Botan Kürdlerinin ayaklanması başladı. Bu ayaklanma Türklere büyük zarar verdi, özellikle Türk askerinin geliş gidişlerine…. Ayaklanma Botan'da 1916 yılında baş göstermişti.. Dersim Kürdleri de bizim ordumuza büyük yardımlar ettiler… Fakat, Ermenilerin dolayı bizi Dersim'e bırakmadılar.. Biz nereye gittiksek şu sözleri duyuyorduk:
“Biz Ruslardan korkmuyoruz, canı gönülden onlarla birlikte gideriz. Fakat, Ermenilerden korkuyoruz. Çünkü, bizleri öldürüyorlar, namusumuzu ayaklar altına alıyorlar.. Siz Ruslarda buna yol veriyorsunuz”….1915 yılının sonbaharında Kürdlerle ilişkiye geçmem için Askeri Güçlerimizin Genel Komutanlığı bana talimat verdi. 1916 yılının başlarında onlarla ilişkiye geçtim.. Askeri Güçlerimizin Genel Komutanlığına eğer Ermenileri kendimizden uzaklaştırırsak başarılı oluruz, Kürdleri Türklere karşı harekete geçirebiliriz, dedim.. Bunun sonucundan komutanlarımız müslümanlara eziyet verilmemesi yönünde talimat verdiler. Bundan dolayı Taşnak Partisine bağlı büyük bir Ermeni kesim benden acız oldular. ….Bizim Kürdistan’daki gelişmelere ilişkin az haberimiz var.. Bundan dolayı bizim Kürdlerle ilişkilerimizin ne durumda olduğunu söylemek çok zordur. Beyazid Konsolosumuz yoldaş Malstov’un raporuna göre, Rus generalı Andrevski ve Ankara sovyet temsilcisi Simko’nun yenilgisi dönemindeki katılımları, Simko’yu İran devletine vermeme yönündeki Türkiye devletinin pratiğini protesto etmişlerdi. Tüm bu işler Kürdlerin bize yönelik anılarında acı ve hoş olmayan etkiler bırakıyor.. Fakat, bunun Kürd ve Rusya ilişkileri üzerine önemli bir etkisi olmaz… Ayrıca, general Andrevski Sovyet Rusya’nın değil, Beyaz ordunun hizmetindedir. 1916 yılında Kürdlerin ayaklanması başladı. Ben ve Kamil Bey Kürdistan genelinde propaganda faaliyetlere giriştik. Biz Kamil Beye eğer ayaklanma başarılı olursa, Bedirxan ailesinin Botan’ın tümüne hakim olacakları sözünü verdik. Ve sonra bizim ile antlaşma imzalayarak Kürdistan bizim etki alanımız içine girecek.. 1908 yılındaki Jön Türklerin devriminin Kürdler için hiç iyi bir kazanımı olmadı.. Kürdler ve Daşnaklılar haklarını elde etmek ve Türklerle eşit bir şekilde mücadele etmek için bir antlaşma imzaladılar.. Fakat bu birlik uzun sürmedi. Bunun suçlusuda Taşnaklılardı. Büyük Ermenistan planından dolayı İttihat ve Terakki Cemiyetiyle Kürdlere karşı birlik kurdular.. Ermeniler yeniden Kürdlere karşı düşmanlık yapmaya başladılar. Bundan dolayı Türkler, Kürdlerin 1914 yılındaki Bitlis ayaklanmasını bastırabildiler..Kürdler, Türklerin Tropoli, Balkan ve bazı Arap bölgelerinde yaşadıkları karmaşık durumdan sonunlarından yararlanarak ayaklandılar.. Bedirxan ailesinden Hüseyin Paşa, Hasan Paşa, Kemal Bey ve Suleyman Bey Türklere karşı bir ayaklanma örgütlediler. Fakat, ayaklanma bastırıldı, ayaklanmanın önderlerinden büyük bir kesimi idam edildi.. Bazıları kaçtılar ve 3 kişi de bizim Bitlis Konsolosluğumuza sığındılar.. Savaşın başlamasıyla bereber onlarda Türkler tarafından tutuklandılar ve idam edildiler.Bizim Bitlis Konsolosumuz yoldaş Şirkov, W. İ ayaklanmaya önderlik edemedi, daha doğrusu bir harekete önderlik etmek istemedi». (Aris Arda, Newroz.Com)
Ermenilerin denetim altına aldıkları bölgelerde tek bir Kürdü bırakmama yaklaşımları var.
Kont Vorontsoff Dachkoff 19 Temmuz 1915 tarihinde Ermeni yetkililerine gönderdiği mektupta “sivil halka dokunmalarını istiyor……….. Kürdlerden geriye kalan mal, mülk ve arazilerin Rusya’nın devlet mülkiyetine geçtiğini” bildiriyordu. Çünkü, o dönem Ermeni Birlikleri Kürdlere karşı genel bir saldırı yürütüyor ve geride kalan mal ve mülklerini Ermenilere veriyordu. Tüm işgal bölgelerinden yaşanan durum buydu. Ruslara teslim Kürdler öldürülüyordu. Bu durum ise Kürdlerin ölene kadar çatışmalarını beraberinden getiriyordu.
Ruslar bu gelişmeleri gördüklerinden taktik değiştirip, bazı bölgelerde Kürd köylülerinin yeniden köylerine dönmesi için bir karar çıkarıyorlar.
22 Temmuz 1915’te Beyazid komutanlığı Kürdlerin Beyazid’dan Başkala’ye bazı bölgelerde yeniden kendi köylerine dönmeleri için bir talimatname yayınlıyor ve bir nushasını Van’a Ermeni yetkililerine gönderiyor. Komutanlık Ermenilerden geri dönecek olan Kürdlere dokunmamaları ve askeri yetkililerden gerekli tedbirleri almalarını istiyor.
Buna karşı Van’ın işgalı sırasında Van’ın başında olan Ermenilerin “ulusal kahraman” olarak gördükleri Aram’ın 26 Haziran 1915 tarihinde Kafkasya’daki II.Ordu komutanlığına gönderdiği bir mektup var. Mektup uzun ama, mektuptaki 7 maddeyi özetlemeye çalışağım.
Aram mektubunda
1)Kürdlerin 17 ile 60 yaş arasındaki kesimin ya askeri bir birliğe, ya Hamidiye alaylarına yada milis olduklarını ve bunlara savaş tutsağı muamelesi yapılmalıdır diyor.
2) Kürd aşiretlerinin Rus Cephe gerisine yerleşmelerini istemek büyük bir tehlikedir. Eğer Kürd elemanları cephe gerisine yerleştirilirse Iğdır ile Van arasındaki iletişim için büyük bir tehlike olacak. Kürdlerin silahsızlanmalarına güvenmemek lazım. Çünkü bir yenilgi aşamasında bölgeler arası ilişki kopacak. Kürdler kırık ve dökük silahlarını teslim ederler. Yaşlılar, çocuklar ve kadınlar gelip köylere yerleşirler. Bunlarda dağdaki Kürdlere gereken erzak konusunda yardımcı olurlar. Kürdlerin sözlerine güvenmemek lazım.
3) Kürdlere köylerine gelip yerleştikleri zaman Türk ordusuyla irtibat halinde olacaklarından dolayı sürekli olarak onlara Rus ordusunun hareketleri ve sayısı hakkında bilgi verecekler. Tüm dağlık bölgeler Kürdlerin elindedir, control edilmeleri imkansızdır.
4) Kürdler Van bölgesine gelip yerleştikleri zaman bölgenin huzurunu kaçıracaklar, çünkü onlar daha önce Ermeni katliamlarına katılmışlardı.
5)Suçlu Kürdlerin cezalandırılmadan yerlerine dönmeleri, hala işgal edilmemiş bölgelerdeki Kürdleri cesaretlendirecektir.
Yani sonuç olarak Kars’tan Erivan ovasından Van ve Hakkari’ye kadar hiç bir Kürd’ün alanda kalmaması politikası var.
Ya kazara Ermenilerin bu politikası başarılı olsaydı Kürdistan’da Kürd kalmazdı.
Aram’ın bu mektubunu da 1919 yılında Paris’te “Le Livre rouge” adlı eserinde yayınlayan Gr. Tchalkhouchian hızını almayarak sözü Dersim Kürdlerine getiriyor, Aram’ın ne kadar haklı Ruslarında ne kadar haksız olduğunu şöyle açıklıyor:
“Rus Generallerin dar görüşlülüğü yüzünden Ermeni topluluğu içinde Kürdlerde kaldı. Bu Kürdlere “dostlarımız” gözüyle bakıldı ve kendilerine Rus silahları verildi.
Erzincan’ın alınmasından sonra Hınıs, Harput, Kiği, Mamahatun ve Egin arasındaki dağlık bölgeyi kontrol eden Dersim Kızılbaş Kürdleri Rus Komutanlığından silah ve muhimat aldılar. Sonradan aldıkları silahlarla birlikler oluşturdular ve verdiğimiz silahlarla silahlandılar. Akabinden silahlarını bize çevirdiler. Başlarında da Alişer Bey vardı. Alişer Bey Rusların hizmetine alındı ve kendisine Dersim Bölgesi Komutanlığının yardımcılığı verildi. Onun örneğinden hareketle bölgenin bir şefini görevlendirdik. Ekim 1917 tarihinde General Baratoff’un insiyatifiyle Ruslarla Kürdler arasındaki karşılık ilişkileri düzenlemek amacıyla Osviakantse’de bir antlaşmaya varıldı. Bu antlaşma sonradan Kürdlerin bize karşı saldırıya geçmelerini engellemedi”(age sayfa 65-66).
Yazar burada açık bir şekilde Erivan Ovasından Başkale ve Bitlis’e kadar uygulanan etnik/Kürd arındırma politikalarının Dersim ve Erzincan hatında da uygulanması gerektiğini düşünüyor.
Rusların Dersim Kürdleriyle girdiği ilişkileri yanlış buluyor. Yazar Dersim Kürdlerinin kendilerine karşı silaha sarılma sebepleri üzerine kafa yoracağına Kürdlerin varlığında sorunu arıyor.
Açıktır ki, Dersim Kürdlerinin, Alişer ve Seyyid Riza önderliğinde Ermenilere karşı tavır almalarının nedeni Ermenilerin “Kürdistan’ı Ermenileştirme”politikasıydı.
Yoksa Seyyid Riza’nin Kazım Karabekir’den önce Erzincan’a Mamahatun’a ve Erzurum’a girmesinin başka bir açıklaması yoktur.(Merak eden arkadaşlar daha önce yazdığım Newroz.Com’daki “Erzincan Hükümeti” ve bazı eleştirisel notlar” adlı yazı serisine bakabilirler)
Dr. Nuri Dersimi’de “Anıların”nın bir çok yerinde Birinci Dünya Savaşı sırasında 1,5 Milyon Kürdün katledildiğini ve bunun bunun büyük bir kesimini Ermenilere mal ediyor.
Sözü Dr. Nuri Dersimi’ye bırakıyorum:
“Kürdistan Halkı bu Felaketli günleri geçirirken Ermeniler 1919 yılının ortalarında Kars ve Sarıkamış cephelerinden tekrar aynı bölgelere saldırmaya başladılar. O sırada Mondros Antlaşması imzalanmış olduğundan bu antlaşmaya istinaden Kürdistan’ın önemli illerini bizden zorla almayı hayal ediyorlardı.
Kürt kahramanları Sarıkamıṣ cephesine kadar yürüyerek Ermenilerin saldırılarını püskürtmeyi başarmışlardı. Istanbul´da Kürdistan Teali Cemiyeti´nden almıs oldukları direktif doğrultusunda öz vatanları üzerinde Kürt kahramanı Cibranlı Miralay Halit Bey olduḡu halde Kürt ve Kürdistan teṣkilatı yapmaḡa baṣlamıṣlardı. Gerek bizzat gördüḡüm ve gerekse bazı Kürt subayları vasıtasıyla yaptıḡım tetkikat neticesinde ve gerekse bazı Türk erkánı harbiye dairelerinin dosyalarına vukufum ve aldıḡım malumat üzerine ve hassaten Cemal Paṣa´nın anılarında açıklanan yazı ve istatistikler mucibince harbin baṣlangıcı olan 1914 senesinden 1919 senesi sonuna kadar Kürdistan´da vaki olan zaiyet, büyük çoḡunluḡu Kürtlerden olmak üzere 1,5 milyonu mutecavizdir ki bu zaiyatın ekserisinin Ermeniler tarafından bilfiil gerçekleṣtirilmıṣ olan cinayetlerden ve katliamlardan ileri geldiḡi kati surette tahakkuk etmiṣti.“ (Dr. Nuri Dersimi, Hatıratım, Doz Yayınları sayfa 47)
Ermeniler savaş boyunca girdikleri tüm alanlarda Kürdlere karşı katliamlar yapmaya başladılar. Sadece Kafkas cephesinde değil, Fransızların işgal ettikleri Adana, Urfa ve Antep bölgelerindede aynı şeyler yaşandı. Bir çok Rus ve Fransız generalleri savaş anılarında Ermenilerin askerlere karşı değil, sivil kesimlere karşı giriştikleri katliamlardan söz ediyor ve yapılanların „askerliğin etik değerleriyle……. savaş kurallarıyla bağdaşmadığını“ ileri sürüyorlar. Hatta bir çok general Ermenilerin savaş cephelerinden alınmasını talep ediyorlar.(Urfa ve Antep süreçlerine ilişkin bazı belgeleri yayınlayacağım.)
Birinci Dünya Savaşı sırasında bir dizi Ermeniyi ölüm pahasına kurtaran Milili İbrahim Paşa'nın oğlu Mahmud Bey nasıl oldu Urfa ve Antep savaşları sırasında Türklerle birleşti.(Mahmud Bey'in mektubunu yayınlacağım) Fransa'ya ve Ermenilere karşı savaştı? Aslında bu soru ve sorunların kısmen cevabı Prens Şachovski ve Kamil Bedirxan'ın raporlarında var. Rus arşivlerinde var olan bir çok belge var olan bu durumun anlaşılmasına yardımcı oluyor.
O sürece ilişkin iyi bir gözlem yapılırsa Ermeniler, Taşnak ve Hinçak gibi siyasal örgütlenmelere, ulusal bilince varmış yoğun bir kadrosu, geniş bir basın ağı, Rusya ve bir dizi Büyük güçlerin açık desteğine sahipler.
Ermeniler var olan objektif ve subjektif koşulları kullanarak „Büyük Ermenistan“ hayallerini gerçekleştirmek istiyorlardı.
Ermeni siyasal yapılarının kendilerini güçlü hissettikleri bu tarihsel aşamada Kürdlerle var olan tüm köprülerini uçurdular.
Sonuçta kanlı bir savaş oldu. Hem Kürdler ve hemde Ermeniler büyük bir yıkımla karşı karşıya kaldılar. Bu arada Taşnak Partisinin „Büyük Ermenistan Projesi“ de fiyasko ile sonuçlandı.
Kürd ve Ermeni siyasal oluşumları arasında teorik anlamda en ciddi antlaşma 1927 yılında Xoybun ve Taşnak Partisi arasından yapılan antlaşmadır.
Xoybûn ve Taşnak Partisi bu antlaşmaya giderken geçmişe oranla durum tümden değişmişti. Taşnak Ermenistan'daki iktidarını Bolşeviklere kaptırmış, Türkiye ve Kuzey Kürdistan'da ise faaliyetleri tümden caduclaşmıştı.
Buna karşılık Kürdler ülke zemininde sömürgeci Türk devletine karşı ayaklanmalar içindeydiler.. Xoybûn'un dayanabileceği ve hareket halinde olan bir kitlesi vardı. Taşnak Partisi'nin Xoybûna sunabileceği, örgütsel tecrübe, diplomatik ilişkiler ve lojistik destekti. Fakat bu ilişki Kürdlere zaten kapalı olan Sovyet kapısını tümden kapatılma riskini de beraberinden getiriyordu. Ayrıca bir çok Kürd çevresi de Taşnak ile olan bu ilişkiye karşı çıkıyordu.
Kürd siyasal çevreleriyle Ermeni siyasal çevreleri arasındaki bu girişim bir barış girişimiydi. Yani „Kürd-Ermeni Barışı“…..
Sayın Wahe Tachjian'nın Fransız belgelerine dayanarak verdiği bilgilere göre, 2 Ocak 1929 yılında Mir Celadet Bedirxan Haleb'teki Taşnakçıların Club'unda yaptığı konuşmada:
„Kürdler ve Ermeniler aynı ırktan geliyorlar, yalnızca dinsel olarak farklılar. Uzun zamandan beri biz acı çekiyoruz ve Türk sultasına karşı mücadele ediyoruz. Biz bilmeden ve bilinçsizce bir birimizi katlettik.. Fakat biz bundan sonra ayrılmamak için birleştik. Türklerden rövanş almak için ve onlara karşı koymak için dostluğu ve barışı yerleştirmek için tüm çabalarımızı kanalize edelim..“ diyor( Wahe Tachjian la France en Cilicie et en Haute Mesopotamie, sayfa 365)
Mir Celadet Bedirxan'ın „ Biz bilmeden ve bilinçsizce bir birimizi katlettik“ sözünün altını çizmek lazım. Bazı Kuzey Kürd çevrelerinin Ermeni-Kürd ilişkileri konusunda ve savaş boyunca yaşanan trajediler konusunda hiç bir ciddi araştırmaya girmeden, Kürdleri millet olarak Türk devletinin yaptığı „Ermeni Jenosidine“ ortak etmeye çalışıyor. Mir Celadet „Kürdler Ermenileri öldürdü“ demiyor, Biz bilmeden ve bilinçsizce bir birimizi katlettik“ diyor.
Kafkas Kürdleri nasıl „buharlaştı“? Sorusuna cevap aranmış olunsaydı belki daha objektif bir şekilde yaşanan felaketler değerlendirilebilinirdi.
Taşnak Partisi ve Xoybûn arasında imzalanan antlaşmada çok enterasan bir başka nokta daha var.. Iki partinin ortak protokolunun B kısmının 2.maddesi „Sevres Antlasmasında Ermenilere Van, Bitlis ve Erzurum'u veren 89.maddesi geçersizdir“ diye yazıyor. ( Wahe Tachjian, age sayfa 365)
Bunu Taşnak Partisi'nin geçmişte yaptığı yanlışlığın bir özeleştirisi olarak okumak gerekiyor. Taşnak ve Ermeni milliyetçilerinin tüm savaş boyunca deklere edilmiş amaçları bu bölgelerinde dahil olduğu „Büyük Hayestan“ ı gerçekleştirmekti. Buna uygun olarakta girdikleri tüm bölgelerde etnik arındırmaya giriştiler. İttihat ve Terakkicilerde Ermenilerin deklere edilmiş amaçlarının dışından Kürdleri kazanmak için fazla bir bir şey anlatmalarına gerek yoktu.(Kazim Karabekir'in İstiklal Harbimiz adlı eserine bakınız) Birde orta da Kafkas Kürdlerin akibeti ve Taşnak Partisinin pratikleri vardı.
Sonuç olarak, bazı Ermeni çevreleri geçmişte yaptıkları bir dizi yanlış hesaplarının faturasını Kürdlere çıkararak masumiyet maskesi altında Kürd/tarih bilinci olmayan kesimlerin duygularına hitap ederek sonuç almaya çalışıyorlar.
Ve tüm Kürdleri de aptal yerine koyuyorlar.
Kürdistan’ı Kürdsüzleştirme politikası “Ermeni bağımsızlık ve özgürlük mücadelesi”ise iyi ki gerçekleşmedi. Yoksa bugün bu alanlarda bir Kürd kalmazdı.
Страницы истории
Наследие Ашшура или конструкт арамеев?
Современные ассирийцы сквозь призму языка, географии и политики
Камиз Шеддади
Современные ассирийцы – этнорелигиозная община, насчитывающая несколько миллионов человек, разбросанных по всему миру. Согласно широко распространённой версии, они являются прямыми потомками древних жителей Ассирийской империи – народа, говорившего на аккадском языке и создавшего одну из первых великих держав в Месопотамии. Эта точка зрения стала краеугольным камнем современного ассирийского национализма и активно поддерживается как самой общиной, так и некоторыми исследователями.
Однако существует и альтернативный взгляд, который подвергает сомнению эту преемственность. В данной статье мы последовательно разберём ключевые аргументы обеих сторон и покажем, что версия о прямом происхождении современных ассирийцев от древних ашшурцев не выдерживает критического анализа. Вместо этого мы предложим более экономное объяснение, согласно которому современные ассирийцы – это потомки арамеев, принявших христианство, которые в церковно-политических целях присвоили себе престижное имя древней империи.
Языковой вопрос: аккадский против арамейского
Главное и наиболее очевидное противоречие заключается в языке. Древние ассирийцы говорили на аккадском языке, относящемся к восточносемитской ветви. Этот язык был полностью вытеснен арамейским уже в первые века до нашей эры и окончательно исчез как разговорный к V веку н.э. Современные ассирийцы говорят на новоарамейских диалектах, которые являются прямыми потомками арамейского, но не аккадского.
Сторонники преемственности указывают на наличие в новоарамейском языке аккадских слов-субстратов, которые, по их мнению, доказывают, что носители языка являются прямыми потомками аккадцев. Однако этот аргумент не выдерживает проверки. Аккадские заимствования присутствуют также в арабском и иврите – но никто не утверждает, что арабы или евреи являются потомками ассирийцев. Более того, аккадские слова в новоарамейском могли попасть туда через длительный языковой контакт, а не через прямое наследование.
Подобные процессы – обычное явление в истории языков. В английском языке есть кельтские субстратные слова (Avon, Combe, Tor), но англичане не являются потомками кельтов. Во французском есть галльские слова (Bougie, Char), но французы не прямые потомки галлов. В русском есть финно-угорские слова (тундра, пурга), но русские – не финно-угры. Таким образом, наличие аккадских слов в новоарамейском является следствием длительного сосуществования языков, а не доказательством этнического наследования.
Географический аспект: Ниневия, Хаккари и Кордуена
Второй серьёзный аргумент касается географии. Сторонники традиционной версии часто утверждают, что древние ассирийцы после падения Ниневии (612 г. до н.э.) укрылись в недоступных горах Хаккари и Урмии, сохранив там свою идентичность на протяжении тысячелетий. Однако исторические источники и археологические данные показывают иное.
После падения Ниневии основное население Ассирии не бежало в горы. Жители остались на своих землях и стали подданными Нововавилонского царства. Вавилоняне восприняли ассирийские культурные традиции, а бог Мардук, который некогда был главным божеством Ашшура, был возвеличен в Вавилоне. Никаких свидетельств массового исхода в горы нет.
Горы Хаккари в античности были известны как Кордуена – страна кардухов, о которых писал ещё Ксенофонт в V веке до н.э. Кардухи – это ираноязычные племена, предки современных курдов, а не семитские ассирийцы. Современные ассирийцы действительно оказались в этом горном регионе, но значительно позже –спасаясь от преследований со стороны Сасанидского зороастризма и позже – от арабских завоеваний. Они не были исконными обитателями этих гор; они пришли туда, уже будучи христианами и арамееязычными.
Таким образом, географическая привязка «ассирийцы = горцы Хаккари» не подтверждается древней историей. Предки современных ассирийцев тысячу лет жили на равнинах и лишь в Средневековье переместились в горы в результате гонений.
Христианизация: Арам, а не Ашшур
Принятие христианства – ещё один ключевой пункт. Согласно церковному преданию, апостолы Фаддей (Аддай) и Варфоломей принесли христианство в Северную Месопотамию уже в I веке. Центром раннего христианства стал город Эдесса (современная Урфа на Северном (Турецком) Курдистане). Именно здесь около 200 года н.э. царь Абгар IX объявил христианство государственной религией в своём небольшом царстве Осроена.
Но Эдесса – это исторический Арам, а не Ашшур. Здесь говорили на западноарамейском диалекте, и именно здесь была создана Сирийская Библия (Пешитта). Апостолы проповедовали среди арамеев, а не специально среди бывших ашшурцев. В регионе в то время жило множество народов – персы, курды, евреи, арабы – и все они принимали христианство. Однако лишь та община, которая говорила на арамейском и жила вокруг Эдессы, создала устойчивую церковную традицию. Нет оснований считать, что эти христиане были именно потомками ашшурцев. Логичнее предположить, что первая христианская община на арамейском языке была арамейской по этническому составу.
Церковные расколы и формирование идентичности
В V веке произошёл раскол между восточными и западными христианами-сирийцами. Западная церковь, центром которой оставались Эдесса и Антиохия, удерживала связь с Византией. Восточная церковь, сосредоточенная в столице Сасанидской империи Ктесифоне, пошла своим путём – так возникла Церковь Востока.
В ходе этого раскола каждая из сторон искала себе авторитетные древние корни. Западные назвали себя «арамеями» (или сирийцами) – по имени библейского патриарха Арама. Восточные же выбрали имя «Ашшур» – в честь древней империи, которая когда-то доминировала в Месопотамии. Это был политический и церковный бренд, аналогичный тому, как армяне возводят себя к Ною, а арабы – к Аврааму. Никакого реального этнического происхождения от ашшурцев в этом выборе не было – было лишь желание получить древний и престижный географический ярлык, который укрепил бы авторитет церкви и её паствы.
Важно подчеркнуть, что это не уникальное явление. Армянская церковь ведет свою историю от Ноя. Мусульманские династии возводили себя к Исмаилу, сыну Авраама. Грузины, абхазы и многие другие народы Кавказа имеют свои легенды о происхождении от библейских праотцов. Это естественный способ утвердить свою древность и богоизбранность. Имя «Ашшур» было одним из самых мощных в регионе: империя, правившая всем Ближним Востоком, чьи цари упоминаются в Библии. Для церкви, боровшейся за независимость от западных иерархов, взять такое имя было гениальным ходом.
Диалектные различия как ложный маркер
Сторонники традиционной версии часто утверждают, что восточные и западные диалекты арамейского разделились ещё до нашей эры, и это доказывает этническое различие между ассирийцами и арамеями. Однако диалект не является этническим маркером. В курдском языке существует несколько диалектов (курманджи, сорани, горани, заза), но все их носители считают себя курдами. Точно так же арамеязычные христиане могли говорить на восточных диалектах в Хаккари и Урмии, а на западных – в Сирии и Ливане, но при этом иметь общее происхождение. Диалектные различия – это следствие географической изоляции, а не этнической предыстории.
Генетические данные: общий субстрат, а не уникальное наследие
Генетические исследования часто приводятся в пользу ассирийской преемственности. Однако они не дают однозначного ответа. Современные ассирийцы действительно имеют древние гены, но не уникальные. Те же гены присутствуют у курдов, халдеев, армян, арабов-христиан и даже некоторых мусульманских групп. Это не доказывает прямого происхождения от Ашшура, а лишь показывает, что все народы региона имеют общий древний субстрат. Генетика не является решающим аргументом – она свидетельствует о смешении и общих корнях, но не о прямой линии от древних ассирийцев к современным ассирийцам.
Разбор последних опор традиционной версии
После анализа языка, географии, истории христианизации и генетики остаются три последних аргумента, на которые опираются сторонники преемственности.
Первый – самоназвание и письменная традиция. Утверждается, что восточные христиане называли себя «ашшурцами» ещё в IV веке, и это доказывает их происхождение. Однако арамейский язык и письменность были общими для множества народов региона – арамеев, иудеев, мандеев. Название «Ашшур» могло быть политическим брендом, как у армян или арабов, которые возводили себя к библейским праотцам. Нет ни одного письменного свидетельства, что крестьяне в горах Хаккари называли себя «ашшурцами» в быту до XIX века.
Второй – генетическая уникальность. Как уже было сказано, общие древние гены есть у всех народов региона. Нет уникального ассирийского генетического маркера, который бы отличал их от соседей.
Третий – диалектные различия. Этот аргумент опровергается примером курдов, у которых разные диалекты, но единая этническая идентичность. Диалект не является этническим маркером.
Таким образом, все три аргумента не выдерживают критики.
Заключение
Современные ассирийцы – это не потомки аккадцев, а потомки тех арамеев, которые приняли христианство в I–III веках на территории Северной Месопотамии (Арама). Их язык – новоарамейский, их первые церковные центры – Эдесса и Ктесифон, их культура и богослужение – сирийские (арамейские).
Имя «Ашшур» было присвоено ими в церковно-политических целях в период раскола V века, чтобы подчеркнуть свою независимость и древность. Это стандартная практика для всех ближневосточных народов, и нет никаких серьёзных оснований считать, что у ассирийцев она имела более глубокие корни, чем у других народов региона.
Версия о прямой этнической преемственности от древней Ассирии остаётся лишь удобной легендой, но не подтверждается ни языком, ни географией, ни хронологией христианизации, ни историей конструирования идентичностей, ни генетикой.
Современные ассирийцы – наследники арамеев, которые блестяще использовали имперский бренд Ашшура для сохранения своей уникальной религиозной и культурной традиции.
Страницы истории
Рукопись Матенадарана № 7117 и вопрос о языковых и национальных корнях курдского народа
Акрам Мухаммад
Вопрос документирования первых этапов письменности и записи на курдском языке является одной из наиболее маргинализированных научных областей — либо из-за географических препятствий, либо в результате накопившихся политических и исторических расчетов на Ближнем Востоке, которые были направлены на то, чтобы изобразить курдов как народ, не имеющий древней исторической письменности и самостоятельной устойчивой языковой идентичности в Средние века. Однако серьезные академические исследования в области кодикологии и сравнительного языкознания сумели деконструировать эти исключающие нарративы благодаря обнаружению чрезвычайно редких документов, составленных соседями курдов из числа народов региона. Во главе этих археологических сокровищ стоит то, что в мировых научных кругах известно как «Матенадаранская рукопись № 7117», хранящаяся в Институте древних рукописей имени Месропа Маштоца в столице Армении Ереване.
Этот редкий памятник, переписанный в его нынешнем виде в 1442 году н. э., представляет собой не просто рядовой христианский религиозный кодекс, а является своего рода национальным и лингвистическим «Розеттским камнем», который приподнимает завесу над полной курдской исторической правдой, неопровержимо доказывая подлинность их языка, укоренённость их самобытной идентичности и глубину их демографического сосуществования в регионах Ближнего Востока.

Чтобы понять материальную, историко-географическую структуру этой рукописи, необходимо деконструировать её археологический контекст, отойдя от поверхностного взгляда. Данный том — не отдельный лист и не единичный текст, а сложный богословский и апологетический сборник, составленный в монастырях Средневековья в качестве комплексного справочного руководства по алфавитам и живым языкам, на которых говорили в окружающих регионах. Курдский материал в этом томе занимает страницы с 142 по 145, а именно — лицевую сторону страницы 145. Ручное копирование нынешнего тома было осуществлено в церкви Святой Девы при историческом монастыре Мицопаванк, расположенном к северо-западу от города Арджиш (ныне известного как город Эрджиш близ озера Ван в Северном Курдистане). Эта запись была сделана рукой профессионального монаха Ованнеса под непосредственным руководством и наблюдением видного армянского историка и богослова Фомы Мицопского. Однако более глубокий географический секрет, раскрываемый маргиналиями рукописи и прилагаемыми к ней записными пометами, показывает, что этот текст родился не в регионе Вана, а был перенесён как готовое и сохранившееся содержание морем из монастырей Крымского полуострова на Чёрном море, откуда его привёз армянский патриарх Киракос Варагский во время своего возвращения в Анатолию[1] . Эта географическая миграция текста доказывает исторический факт первостепенной важности: курдское языковое содержание написано гораздо раньше даты его копирования в 1442 году и использовалось и составлялось как литургический и обрядовый материал за много десятилетий до этой даты в сообществах Причерноморья и Южного Кавказа.
Первая курдская историческая правда, которую долгое время замалчивали, проявляется в том тайном названии, которое рукопись дала тексту. Армянский монах не написал над молитвой слово «курдский», а озаглавил её официально на древнеармянском языке фразой «Маран лизу» или «Марац», что буквально означает «язык мидийцев». Этот словесный выбор является шоком для историков, пытавшихся отделить курдов от их древних корней; он представляет собой сильнейший нейтральный исторический документ, составленный третьей стороной (Армянской церковью) в XV веке, подтверждающий, что соседи курдов видели в них прямых потомков Древней Мидийской империи, а их язык — естественным развитием мидийского языка. И поскольку курдский язык в ту эпоху не обладал унифицированной и утверждённой системой письма, монах применил лингвистическую уловку, известную как «армянский каршуни» — приспособление 38 букв армянского алфавита для фонетической записи слов другого индоевропейского языка. Перед писцом стояли огромные проблемы при передаче сложных фарингальных и взрывных звуков курдской речи, поэтому он изобрёл уникальные буквосочетания для точной передачи произношения буквы «خ» (ха) и напряжённой «П», чтобы монахи и чтецы могли читать молитву со стопроцентно правильным курдским акцентом перед жителями гор.

Текст, записанный в рукописи, представляет собой курдскую версию известной восточной литургической песни «Трисвятое». При дешифровке её лингвистического кода, осуществлённой британским иранистом Дэвидом Нилом Маккензи в 1961 году, содержание на древнеармянском языке выглядит следующим образом:
«Փաքէժ Խօդէ، փաքէժ ու զահմ، փաքէժ վէմարգ քոյ խաթի խաչէ ǝշկǝրմա րահմաթէ ما»
При академической латинской реконструкции произношения фраза читается как:
«Pakēž Xōdê, pakēž u zahm, pakēž vēmarg k’oy xat’i xač’ē ǝškǝrma rahmat’ē ma» [2] .
Структурное лингвистическое сравнение этого среднекурдского текста с современным курдским языком раскрывает поразительный научный факт:
· Слово «бакеж» (Pakēž) является прямым предком слова «бак» (pak) — «святой, чистый».
· Слово «Ходэ» (Xōdê) — это современное произношение Xwedê — «Господь миров».
· Чудесной особенностью текста является сохранение полностью исчезнувших в современных диалектах слов, таких как «вазаhм» (zahm) — «могущественный, сильный», которое сегодня трансформировалось в конструкцию «бихез» (bihêz) [3].
· Слово «вемарг» (vēmarg) — это древнее лингвистическое образование, состоящее из примитивной частицы отрицания «ви» (vē) и арийского корня смерти «мардж» (marg), означающее «бессмертный, который не умирает», и заменяемое в современной грамматике на слово «намире» (namire).
· Также в тексте появляется инструмент объектного падежа и встроенное местоимение «ишкырма» (ǝškǝrma), которое трансформировалось в современное «джи бо ма» (ji bo me) — «ради нас».
Таким образом, полный и окончательный богословский перевод содержания рукописи на арабский язык (здесь даётся на русском) звучит так:
«Свят Бог, Свят Могущественный, Свят Бессмертный, о Тот, Кто пришёл на Крест ради нас, помилуй нас».
Политическая и социальная ценность этой рукописи выходит далеко за рамки простого лингвистического документирования, раскрывая характер забытого демографического и религиозного присутствия курдов. Составление молитвы в лёгкой, ритмичной, музыкально соразмерной стихотворно-литургической форме подтверждает, что церковь не создавала этот текст как сухой академический документ для хранения в тёмных библиотеках, а составила его для публичного пения и напевного исполнения перед простым курдским народом, чтобы они понимали его в местах богослужения. Это открытие представляет собой неопровержимое доказательство существования целых курдских общин и племён, исповедовавших восточное христианство и использующих курдский язык как средство ежедневного богослужения и обрядов в регионах бассейна Вана и Чёрного моря, до того как ожесточённые войны и демографические и политические конфликты между Османской и Сефевидской империями в XVI–XVII веках привели к изменению всей религиозной и социальной карты региона и растворению этого забытого исторического пласта.
Более того, рукопись № 7117 связана с огромной важностью, благодаря которой она занимает высокое место в реестре «Память мира» ЮНЕСКО. На странице 145, лицевой стороне, непосредственно рядом с курдским текстом, монах-переписчик поместил единственное сохранившееся в мире учебное и историческое руководство по алфавиту Кавказской Албании, состоящему из 52 букв. Если бы грузинский учёный Илья Абуладзе не обнаружил эту рукопись в сентябре 1937 года, алфавит этого исчезнувшего царства был бы утерян навсегда, а каменные надписи в Азербайджане и Грузии остались бы неразгаданными тайнами. Писец поместил курдско-мидийский гимн как часть этой уникальной лингвистической лаборатории, собрав в ней песнопение Трисвятого на восьми господствовавших тогда мировых и восточных языках (латинском, греческом, армянском, грузинском, персидском, арабском, сирийском и курдском), признавая тем самым курдский язык как полностью зрелый и независимый, обладающий собственной целостной морфологической и синтаксической системой со времён Средневековья, а не просто разрозненные устные диалекты без истории письменной фиксации.
****
Источники и литература:
· Официальные каталоги рукописей Института Еревана:
· Mayr Tsutsak Dzeragrats Mashtotsi Anvan Matenadarani (Большой каталог рукописей Матенадарана им. Маштоца), Том VII, Ереван, Армения.
· Лингвистические и востоковедческие исследования:
· MacKenzie, D. N. (1961). The Language of the Medes. Bulletin of the School of Oriental and African Studies, University of London.
· Abuladze, Ilia. (1938). The Discovery of the Alphabet of the Caucasian Albanians. Bulletin of the Institute of Language, History and Material Culture, Tbilisi.
· Gippert, Jost & Schulze, Wolfgang. (2007). The Palimpsests of Mount Sinai and the Caucasian Albanian Alphabet. Monumenta Georgica Typica.
· Курдологические источники и труды:
· Хазендар, Маруф. (2002). История курдской литературы, Часть первая, Эрбиль.
· Kovara Akademî ya Kurdî (Курдский академический журнал), лингвистические исследования и статьи о рукописях и мигрировавших прото-курманджийских текстах в Армении и России, Эрбиль.
· Публикации Ереванского курдского института, касающиеся непосредственного полевого исследования изображений оригинальной рукописи и их сравнения с современными курдскими диалектами.
****
Комментарий от Камиза Шеддади:
[1] Как известно, после падения правления Шеддадидов в Гяндже, одна из ветвей этого же рода продолжала править в городе Ани вплоть до 1201 года. Затем власть в Анийском эмирате перешла к роду Мхаргрдзели (Милдирэджан), которые были курдами-христианами и состояли на службе у грузинского царя в качестве военачальников его армии. С приходом монголов и хорезмийцев Анийский эмират пал. Население Ани состояло из курдов-мусульман, курдов-христиан и армян.
Армянские историки утверждают, что из-за притеснений со стороны монголов и сельджуков, а также из-за землетрясений, жители Ани переселились на Крымский полуостров. Как видно, данный документ был написан в монастыре Ани и уже в период переселения попал в Крым.
[2] Молитва на курдском, армянскими буквами:
Փաքէժ Խօդէ، փաքէժ ու զահմ، փաքէժ վէմարգ քոյ խաթի խաչէ ǝշկǝրմա րահմաթէ »
Транслитерацию на курдсую латиницу этого тек:
Paqij Xwedê, paqij û zexm.
Paqij û vê merq (bê mirin), ku hatî xaçê «eşkerma rehmetê me» (ji bona xilasiya me).
В христианской традиции «paqij» в отношении Бога переводится не как «чистый», а как «Святой», а «zexm» — как «Всемогущий» (или «Крепкий», «Могучий»).
Вот как эта молитва естественно звучала бы по-русски в церковно-молитвенном стиле:
«Святый Боже, Святый Крепкий,
Святый Бессмертный,
пришедший на крест ради спасения нашего.»
Этот вариант точно повторяет структуру классической трисвятой (Sanctus) — «Святый Боже, Святый Крепкий, Святый Бессмертный, помилуй нас», которая есть в православии и восточных обрядах.
А если чуть расширить, чтобы передать смысл «ku hatî xaçê»:
«Святый Боже, Святый Всемогущий,
Святый Бессмертный,
на крест пришедший во спасение наше.»
Или ещё более привычно для уха русского христианина:
«Боже Святый, Крепкий и Бессмертный,
пришедший на Крест ради нашего спасения.»
[3] От редакции www.kurdist.ru: В текста vazahm/zahm и /bihez/ — разные понятия. Bihez – сила, могущество; vazahm/zahm и поныне курды применяют как zehm (zexm, sehm) и означает внушение страха, ужаса, трепет.
-
Новости6 лет назадТемур Джавоян продолжает приятно удивлять своих поклонников (Видео)
-
Исторические документы12 месяцев назадКУРДСКИЙ СУДЕБНИК САСАНИДСКОГО ПЕРИОДА: «MĀTAKDAN I HAZĀR DĀTASTĀN»(«Книга тысячи судебных решений»)
-
Курдские племена,кланы,роды.18 лет назадThe Kurdish tribes of the Ottoman Empire
-
Страницы истории13 лет назадО личности Дария I Великого и Оронта в курдской истории
-
История13 лет назадДуховные истоки курдской истории: АРДИНИ-МУСАСИР-РАВАНДУЗ
-
История15 лет назадДинастия Сасаниды и курды
-
Интервью6 лет назадНациональная музыка для нашего народа — одна из приоритетных ценностей…
-
История15 лет назадКурдское государственное образования на территории Урарту: Страна Шура Митра

Вы должны войти в систему, чтобы оставить комментарий Вход