Свяжитесь с нами

Страницы истории

Kurdlermi Ermeni Bagimsizligina karshi savashtilar?

Опубликованный

вкл .

Aso Zagrosi

KÜRTLER ZAMANINDA ERMENİLERİN ÖZGÜRLÜK VE BAĞIMSIZLIK MÜCADELESİNİ BOĞANLARIN SAFINDA YER ALMASALARDI EĞER, “İNSANLIĞA KARŞI İŞLENMİŞ YÜZYILLIK SOYKIRIM SUÇU” GERÇEKLEŞTİRİLEMEZDİ !

                              (Sarkis Hatspanian http://gelawej.net/index.php/sarkis-hatspanian/9277-2013-03-21-17-29-21.html)

 

    Bugün makaleye koyduğum başlık bana ait değil. Bu uzun başlık Sarkis Hatspanian’ın Gelawej’de yayınlanan makalesinin başlığıdır. Makalenin içeriği zaten Kürdlere karşı hakaret ve çarpıtmalarla doludur. Eğer makalenin tümünü irdelemeye kalksam makale değil kitap yazmam gerekiyor.

     Fakat böyle yazılar karmaşık olan Kürd tarihini daha da içinden çıkılmaz bir duruma sokuyor.

    Kürd tarih bilinçinden yoksun olan yada Kürd tarihini de fazla ilgi göstermeyen “Kürdçülük” yapan bir dizi Kürd kesimide bu tip yazıları gerçek olarak algılıyorlar.

 

    Şimdi kısaca da olsa bu başlığın üzerine durmak istiyorum.

  

                                                                                  Kürdlermi Ermeni Bağımsızlığına karşı savaştılar?

 

Biraz tarihe gidelim.

 

    Tarih’de “Kürd Mirleri” dönemi dediğimiz yaklaşık olarak yüzyıllarca süren dönem sözkonusudur. Osmanlı devleti 19.yüzyılın ilk yarısı boyunca Kürd Mirlerinin varlığına son vermek amacıyla Kürdlere karşı kıyım yaptı. Osmanlı Devleti Kürd Mirlerinin varlığına son vermek içinde giriştiği bu savaşların büyük bir çoğunluğuna Ermeni Patrikhanesi Osmanlı devletine destek verdi.

 

    Eğer Kürd Mirlerinden biri Osmanlı devletine karşı başarılı olsaydı Kürd devleti ortaya çıkardı. Bundan hareketle eğer Ermeniler Kürdlere destek verseydiler ne Ermeni Jenosidi ve ne de Kürd jenosidi olurdu sonucu çıkarılabilinirmi?

    Böyle bir soruya net bir cevap verme imkanım yok…

    Ama, Kürd- Ermeni ilişkilerinde bir kırılmaya neden olduğu açık..

Osmanlı devleti ile Rusya arasında yapılan 1877-78 savaşı sonrasında Ermeni Kilisesi Rusya ve Batı devletlerinden çeşitli taleplerde bulunuyor.

    Ermeniler adına Ermeni Patriki Nerses açık bir şekilde “Erzurum, Sivas, Elazığ, Van, Bitlis ve Diyarbekiri Ermeni Vilayetleri” olarak görüyor ve bölgelerde Berlin Antlaşmasının 61. Maddesinin tatbik edilmesini talep ediyordu.

    Bir örnek olarak “Ermeni Reform Projesi”nin Erzurum Vilayetine ilişkin önerdiği reformları aktarmak istiyorum. 12 Nisan 1879 tarihinde İstanbul’da İngiliz İşgüderi Malet’in Lord Salisbury’ye gönderdiği Ermeni isteklerini içeren mektup bir dizi şeyi açık bir şekilde ortaya koyuyor. Malet, Ermeni Patriği Nerses’in Erzurum vilayetine ilişkin istemlerini şöyle aktarıyor:

 

    “Erzurum Vilayeti dört sancaktan kurulmuştur. Merkez sancağı, Erzincan, Beyazid ve Bayburt sancakları. Vali atanmasında ve görevden alınmasında patriğin görüşü alınmalıdır.

     Mutasarırıflarda patriğin görüşü alınarak atanmalıdır. Erzincan ve Beyazid mutasarrıfları Ermeni olmalıdır. Şu kazalara Ermeni kaymakamlar atanmalıdır: Merkez sancağından Pasin, Hınıs, Kığı ve Tercan;

    Erzincan sancağından Kemah, Kurucay, Kuzucan, Ovacık ve Mazgirt; Beyazid sancağından Diyadin, Karakilise ve Eleşgirt; Bayburt sancağından İspir, Guisguim, Kilkit ve Seyran. Kaymakamlar ise valinin onayı alınarak Vilayet İdare Meclislerince atanmalıdır.

    Vilayet İdare Meclisinin 3 Türk—Müslüman ve 3 Ermeni üyesi olmalıdı.(Kürd üye yok)

     Sancak Meclisinin 2 Türk-Müslüman ve 2 Ermeni üyesi olmalı(Kürd yok)

     Halk tarafından seçilecek Vilayet Genel Meclisi üyelerinin yarısı Türk-Müslüman, yarısı         Ermeni olmalı(Kürt yok) Vali muavinine bağlı Vilayet İstinaf Mahkemesi: Bir Müslüman başkan ile 6 üyeden oluşmalı: 3 Türk-Müslüman, 3 Ermeni üye(Kürd üye yok)

      Vilayet Bidayet Mahkemesi: Bir Ermeni başkan ile 6 üyeden oluşmalı: 3 Müslüman-Türk, 3   Ermeni üye (Kürt yok)

      Sancaklarda da birer bidayet mahkemesi olalı, bunlarda yukarıdaki gibi oluşturulmalıdır. Kaza bidayet mahkemeleri 4’er üyeden kurulacak: 2 Türk, 2 Ermeni. Kazanın Kaymakamı Ermeni ise bu mahkemenin başkanı Türk, değilse tersi olacak.

       Vilayette, Vali yardımcısına bağlı bir ticaret mahkemesi olacak; başkanı Babıali tarafından atanacak, 4 üyeden ikisi Müslüman Türk, diğer ikisi Ermeni olacak. Vilayette, güvenliği sağlayacak ölçüde güvenilir kişilerden bir jandarma teşkilatı kurulacak. Bu teşkilatın yarısı Müslüman Türk, diğer yarısı Ermeni olacak. Kürd ve Çerkez gibi barbarlar bu teşkilata alınmamalıdır.. Halen(1879’da) polis ve jandarmada hizmet edenler de yeni teşkilatta bulunmamalıdır. Yetenekli jandarma subaylar yetiştirilinceye kadar bu teşkilatta . çalıaşacak albay, yarbay ve binbaşıların Avrupalı olmaları, yüzbaşı ve daha aşağıdaki subayların yarısı Müslüman-Türk, yarısı Ermeni olmalıdır”

      Ve “Kürdlerin Patronluğu Mutlaka Kırılmlıdır” (Bilal N. Şimşir, age sayfa 168-169).

 

      Ermeni Patriği hızını almayarak daha da ileri giderek “Birer zalim kral olan Kürdleri ve özellikle bey ve ağa denilen bu kimseleri hükümet buralardan sökmelidir… Uzak memleketlere sürülmeli ve bunların bir daha geri dönmelerine asla izin verilmemelidir”(age, sayfa 169).

 

    «Ermeni Reform Projesi» Kürdistan’ı Kürdsüzleştirme projesidir. Kürd ileri gelenlerini hepsini devlet kurumlarından ve vatanlarından uzaklaştırma projesidir. Kürdler yok edildikten sonra “Büyük Ermenistan”ın yolu açılabilirdi. Düşünün tüm tarihi boyunca Osmanlı devletinin giremediği Dersim’e Merkez Kaza olan Erzincan’a Ermeni mutasarrıfları, Erzincan sancağından Kemah, Kurucay, Kuzucan, Ovacık ve Mazgirt’te Ermeni Kaymakamlar atanacak!!!!!! Dersim’de bir dizi Kürdistan bölgesi gibi Osmanlı Kaymakamlarından nefret ediyordu. Bir de Ermeni kaymakamlar eksikti.(Daha geniş bilgi için Şeyh Ubeydullah Nehri Üzerine kaleme aldığım yazı serisine bakınız)

 

     1880 yılında Şeyh Ubeydullah Nehri önderliğinde Bağımsız ve Birleşik Kürdistan için girişilen devrime Ermeniler esas olarak karşı tavır aldılar, yalan ve yanlış bilgiler yaydılar.. Şeyh Ubeydullah’ın Ermenilere yaptığı dostça çağrılara rağmen, Ermeni ileri gelenleri “ Şeyh Ubeydullah hareketinin devletin bir oyunu olduğu”, “Kürdlerin Ermenilere karşı saldırıya geçme hazırlığı içinde olduğu” vb uydurma haberler yaydılar, Rusya ve Batılı devletleri harekete karşı tavır almaya çağırdılar.

 

     Acaba bugün Kürdlerin devletsiz olmasının sorumlusu Ermeniler mi?

 

Geçiyorum.

 

    Ermeni örgütlerinin “Ulusal Kurtuluş Hareketi” meselesine gelince amaçları bir anlamda yukarıda verdiğim “Ermeni Reform Projesi”ni hayata geçirmekti.. Yani Kürdistan’ı Kürdsüzleştirme projesiydi. Bu da Kürdlerle çatışmaya götürdü.

 

     Kürd milliyetçiliğinin babalarından Haci Qadri Koyi 19.yy’ın sonlarına doğru Kürdistan’ı Ermenistanlaştırma girişimlerine dikkat çekiyor ve şöyle yazıyor:

 

“Xakî Cizîrî û Botan, yanî welatî Kurdan

Sed heyf û sed mixabin deyken be Ermenîstan

Hîç xîretek nemawe sed car qesem be Quran

Peyda be Ermenîstan namênî yek le Kurdan(57).”

 

(https://newroz.com/tr/politics/339821/hac-qadir-koy)

 

 

    Haci Qadri Koyi açık bir şekilde Kürdlerin toprakları Ermenistanlaştırdıklarında bir tek Kürd kalmayacağını yazabiliyordu.

Daha sonra ne oluyor?

 

     Ermeni örgütleri Enver, Talat ve Cemal Paşalarla kol kola yürümeye başlıyorlar. Yani gelecekte Ermeni jenosidinin mimarlarıyla..

 

     1907-1912 ve hatta 1914 yılına kadar( son süreçte bir dizi soruna rağmen)Taşnaksutyun ile İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin ortak hareket ettikleri tarihsel bir süreçtir. Tam bir balayi süreci… 1908 2.Meşruitiyet ile birlikte, geçmişte kırsal alanlara çekilen Taşnaksutyun yöneticilerinin hepsi şehirlere iniyor ve Aram Manukian gibi kadrolar cezaevlerinden çıkıyorlar.

Tam bir "kardeşlik, eşitlik ve özgürlük"!!!!!!!!!!!!! dönemi başlıyor.

 

     Ortada bir Anayasa var. Seçimler var. Hem İttihat ve Terakki ve hemde Taşnaksutyun cephesinde süreci Fransız Devrimi ve 1905 devrimi kiyaslayan çok şeyler söyleniyor. Tabi ki o dönemler Taşnaksutyun içinde de İchkhan, Ghevont Meloyan, Roupen ve Antranig gibi farklı düşünen, "ordu tarafından yönlendirilen bir devrimin anlamı yok" diyen insanlarda vardı.

Fakat, Taşnaksutyun'un esas beyin takımı İttihat ve Terakki çevresiyle sonu bilinmeyenlerle dolu tarihsel bir yolculuğa çıkmıştı.

 

     İki partinin ittifakı süresinde bir dizi olaylar gelişiyor. Örneğin "31 Mart olayı" olarak bilinen (1909) Ordunun İstanbul'un stratejik noktalarını tutması esnasında İttihatçılar Taşnaklara sığınıyorlar. Daha sonraki süreçte Ermeni soykırımında örgütleyici rol alacak olan Talat Paşa Krikor Zohrab'a, Dr. Nazım Taşnak militanı Azarig'e sığınıyor.

     O dönemler Taşnak Partisinin yönetimi toplanıyor ve bir dizi karar alıyor. Bun kararlardan biri de isyancılar tarafından aranan Talat, Halil ve diğer İttihatçıların korunması için Zohrab, Vartkes ve Armen Garo'ya verilen talimattır. Bu "Kutsal İttifak" boyunca Taşnaksutyun "Osmanlı devletinin sınırları dahilinde sorunların çözülmesini" ön plana çıkarıyor, hatta yurtdışında çıkardığı Pro Armenie adlı dergiyi dahi eski biçimde sürdürmüyor. Yabancı devletlere çağrı yapmıyor.

 

     Ademi Merkezi bir yönetim, dil ve din hakları gibi istemleri ileri sürüyor.

İttihat ve Terakki'de hep yeşil ışık yakıyor, güçlenmeye bakıyor ve merkezi bir devleti hedefliyor. Bu arada İttihat ve Terakki önüne çıkan ve çıkabilecek engelleri birer birer ortadan kaldırıyor. İttihat ve Terakki şurekası İbrahim Paşayê Milli'yi tasfiye etme sürecinde Ermenilerden birlikler oluşturmalarını istiyor. Ermenilerle iyi ilişkiler içinde olan İbrahim Paşa'ya karşı her hangi bir tutum geliştirme Taşnak Partisini zora sokacaktı. Bu arada Vartkes Seringulian müdahale ediyor, İTC geri adım attıyor. Fakat, bu arada İbrahim Paşa öldürülüyor(zehirlenerek) ERmenilerin bir kesimi Ziya Gökalp ile birlikte İbrahim Paşaya karşı kin kusuyorlar.

     Ama, Taşnak Partisi İttihat ve Terakki ile ilgileri bozulmaya doğru hızlı bir şekilde yürüdüğü 1914 tarihinde Mela Selim öderliğindeki Bitlis Ayaklanmasını İttihat ve Terakki ile birlikte bastırıyor. Aslında ayaklanma öncesi Taşnak yöneticileri, Ermeni din adamları, Kürd din adamları ve Bedirxanilerden bir kaç şahsiyet bir Ermeni kilisesinde toplanıyorlar ve İttihat ve Terakki'ye karşı ayaklanma kararını alıyorlar. Aralarında bir antlaşma var.

    Fakat, Mela Selim önderliğinde hareket başladığı zaman Taşnaksutyun karşı cepheye geçiyor.(Detaylı bilgi için Kamil Bedirxan'ın raporuna bakınız)

    Ayaklanma yenilgi ile sonuçlanınca Mela Selim Rus Konsolosluğuna sığınıyor ve Birinci Dünya savaşı başladığı zaman Türkler, konsolosluğu basıyor ve idam ediyorlar.

 

    İşin ilginç yanı 1907-1914 kadar Taşnaksutyun'un İttihat ve Terakki ile girdiği ilişkiler, Osmanlı devletinin işgalı altında bulunan hiç bir halkta görülmüyor. Kürdler, Araplar, Yunanlar, Bulgarlar ve diğer halklar farklı nedenlerle, ama İttihat ve Terakki'ye soğuk bakıyorlar.

İttihat ve Terakki girilen ilişkilerden rahatsız olan bir dizi Taşnaksutyun kadrosu farklı tutumlar sergiliyorlar.Antranig 1912'de Bulgaristan'da askeri birlik oluşturarak Osmanlı devletine karşı savaşıyor.

    Savaş yaklaştığı zaman Taşnaksutyun kendi içinde ciddi bir çıkmaz ile karşı karşıya kalıyor. Savaş hazırlıklarını yapan Rusya Kafkasya Ermenileriyle ilişkilerini düzeltmiş, bazı vaadlerde bulunmuş ve askeri birlikleri oluşturmaya başlamıştı. Taşnaksutyun'un Kafkasya kadroları Ruslarla birlikte hareket etme kararı almış pratik adımlar içine girmişti. Birde Ruslar onların önüne Osmanlı Ermenileri etkileme görevi koymuştu.

    Taşnaksutyun'un Osmanlı kanadı ise kendi içinde 3 farklı eğilim taşıyordu.

Bunlardan biri savaşta Ruslarla hareket etmek istiyordu. Bir kanat ise hem Osmanlıya ve hemde Rusya'ya tavır alan bağımsız birliklerin oluşumundan yanaydı. 3. kanat ise Osmanlılarla birlikte hareket etme eğilimini taşıyordu. Osmanlılar birlikte hareket etme eğilimini taşıyan grup azınlıktaydı. Bu eğilimleri içinde barındıran Taşnak Partisi Temmuz 1914 yılında Erzurum'da yaptığı 8.Kongresinde ara bir yol buldu. Kongre sonrası Ermenilere yapılan çağrıda "herkes bulunduğu ülkede kendi vatandaşlık görevini yerine getirmeli" diyordu.

Bu şu anlama geliyordu. Rusya'daki Ermeniler Rusya ile Osmanlı Ermenileri Osmanlı devletinin saflarında savaşa gireceklerdi.

    Kongre öncesi Talat Paşa Kongre delegeleriyle ilişkiye geçmiş ve Ruslara karşı bir karar almasını istemişti. Hatta Rusya Ermenilerinide kazanmak amacıyla Ermeni hakları için bazı vaatlerde de bulunmuştu.

    İttihat ve Terakkiciler Taşnak Partisinin aldığı karardan memnun değillerdi.

Taşnaksutyun kongresinden bir ay önce, yani Haziran 1914 tarihinde Talat Paşa ile Armen Garo arasında sert bir tartışma geçiyor. Armen Garo Talat Paşa ve İttihatistlerin Pantürkist pozisyonlarına saldırıyor ve şöyle diyor:

    "Siz yanlış yoldasınız. Osmanlı İmparatorluğunu kaosa götürüyorsunuz. Zaferlerinizle siz kendinizi Napoleon ve Bismarck sanıyorsunuz.

    Siz inatçılık yapıyorsunuz ve ülkeyi nereye götürdüğünüzü dahi bilmiyorsunuz. Delil mi? Kısa bir süre önce sen Vramian'a demedin mi siz Kürdleri Türkleştireceksiniz. Neyle Yapacaksınız? Hangi kültürle? Eğer siz kendi tarihinizi bilmiş olsaydınız böyle zırvalamazdınız. Unutmayız ki sizler 500 yada 600 yıldan beri bizlerin toprakları üzerindesiniz. Sizden başka milletler geldi geçti: Persler, Romalılar, Araplar ve Bizanslar…… Onlar dahi Kürdleri asimile edemediler, siz nasıl başaracaksınız?

     Armen Garo'nun Kürdlere ilişkin Talat Paşa'nın yüzüne söylediği bu tarihsel sözlerin üzerinde tam 97 yıl geçti.

Talatçılar hâlâ Kürdleri Türkleştirmeye çalışıyorlar.

     Armen Garo Osmanlı Bankası Baskının baş mimarı olarak "vatan hainliğinden" Osmanlı mebusanlığına terfi etti. 1908 ve 1914 yılları arasında Osmanlı seçim oyunlarını birlikte oynadı.

(Gaidz F. Minassian'ın Les Relations entre Le Comite Union et Progres et la Federation Revolutionnaire Armenienne a la veille de la Premiere Guerre Mondiale d' apres les sources armeniennes adlı çalışmasına bakınız).

 

     Armen Garo’nun burada Kürdlere ilişkin Talat Paşa’ya söyledikleri Ermeniler içinde geçerlidir. Binlerce yıl boyunca bu topraklarda yaşıyan Kürdleri kimse yok edemez.. Kürdlerin bugünkü varlığıda bunun açık ispatıdır.

 

     Birinci Dünya Savaşı başladığı zamanda Rus Ordusu saflarında savaşa katılan Ermeni Birlikleri girdikleri tüm alanlarda Kürd katliamını yaptılar. Bunu söyleyen ben değilim. Aris Arda arkadaşın çevirisini yaptığı Kürdlere ilişkin Sovyet-Rus Belgelerinde Prens Chachovski söylüyor. Sözü ona bırakalım:

 

     «Savaş başlar başlamaz, Resul Bey, Şemsedinov, kardeşi Hamid bey ( Eyub Paşa'nın oğulları) Kara Kilise bölgesinde Hamidiye alaylarıylarıyla bizim ordumuzun saflarına katıldılar. Diyadin bölgesinin ünlü önderlerinden Muhamed Bey bize teslim oldu.. Adamanlı Kürdlerin reisi Ali Bey bize teslim olmaya hazır olduğunu bildirdi… Van gölünün batı yakasında, Patnos'ta yaşıyan ve büyük bir güce sahip olan Haydaran aşiret reisi Kör Hüseyin Paşa bizim yakınlaşmamızı bekliyordu.. Kafkasya Askeri Komutanlığımız beni Sizov kod ismiyle Kürdleri safımıza çekmek için onların içinde çalışma için görevlendirmişti.. Bende Berdirxan Paşa'nın oğlu Kamil Bey'in yardımıyla onların içinde çok iyi çalışmalar yaptım. O zaman Prens Warenstsov Daşkov Kafkas yöneticisiydi…. Var olan durum tersine döndü.. Prens Warenstsov Daşkov hastalandı ve eşi olan Prenses pratikte Kafkas yönetimini ele aldı.. Petersburg'un izniyle tüm savunma güçlerini Ermenilerden seçti. Diğer yandan bütün askeri ve siyasi üst yöneticiler Kürdlere karşı kışkırtıcılığa başladılar… Ermeni savunma güçleri müslüman Kürdlerin mallarına ve servetlerine el koydular ve Kürdlere zulüm etmeye başladılar.. Ermeni savunma güçleri Beyazid bölgesinde bütün Kürd köylerini harebeye çevirip ve yıktılar.. Bölge halkı sanıyor ki Ruslar gelmiş temsilcilerini yanlarına gönderiyorlar.. Fakat, anlaşılıyor ki gelenler Ermeniler.. Ermeniler temsilcilerini öldürüyor, sonra köylerini işgal ediyor ve köy halkının tümünü katliamdan geçiriyorlar… Onların gözleri önünde kadınlarına karşı aşağılayıcı davranıyorlar.. Bundan sonra Tiflis'e dönen Rus Komutan Ermenilerin görünmemiş pratiklerine karşı durma yada engelleme yerine oradaki Kürdleri avlamaya başlıyorlar.. Resul Bey ve Halid Bey Hamidiye Birlikleriyle birlikte kendileri Rusya ordusunun saflarına katılmışlardı, zindana atılıyorlar. Muhamed Bey'in mal ve servetini talan ediyorlar, eşlerini aşağılıyorlar.. Ali Beyi ve diğer Kürd Beylerini Rusya ordusunun bayramına davet ediyorlar ve oradan namertçe Sibirya'ya sürüyorlar.. Ordumuz geri çekildiği zaman, Ermeniler bu durumu vesile bilerek sağ kalan müslümanları öldürüyorlardı.. Kürdleri esir almıyorlardı ve hemen orada öldürüyorlardı. Bundan dolayı Kürdler teslim olmak istemiyorlardı.. Ermeniler yalnızca Kürdleri bizden uzaklaştırmadılar, öyle yaptılar ki Kürdler bize karşı rahmetsizce savaşma ortamına soktular.. Çünkü Kürdler biliyorlardı karşılarında acımasızlık var, çaresizlik içinde mallarını ve çocuklarını savunuyorlardı.. Kürdlerin bu korkusuz direnişi ve umutsuzluğu 1915 yılının sonu ve 1916 yılının başındaki harekatımızı çok zora soktu.. Öyle olduk ki askeri istihbarat toplayamiyorduk.. Fakat tuhaf olan şey Kürdler Ruslara düşmanlık yapmıyordu. Onlar durumu anlamışlardı, bu işlerin Ermenilere ait olduğunu biliyorlardı.. Muş bölgesinin büyük ve ünlü önderi Musa Bey Bitlis'te bizim birliklerimize karşı çok sert ve şiddetli bir savunma yapmıştı.. Bizim birliklerimizin komutanı Musa Bey'den teslim olmasını istiyor… Musa Bey bizim komutana Ruslara saygımız var diye yazıyor. Fakat size nasıl güvenebiliriz ve mal ve can güvenliğimize inanabiliriz? Biz öyle sanıyorduk ki Rusya büyük bir devlettır, iktidarı ve kanunu herkesi kapsıyor.. Fakat, şimdi görüyoruz ki Ermeniler Rusya'ya emir veriyorlar..

     Ermenilerin Kürdlere karşı yaptıkları vahşetlere rağmen, Kürdler bize karşı şavaşa katılmıyorlardı.. Ben Kamil Bedirxan Bey aracılığıyla Kürd önderleriyle ilişkiye geçtim.. Bizim Askeri Güçlerin Komutanlığı tarafından bana Ermenilerin içinde olmadığı bir Rus ordusunun Kürdistan'a gönderileceği konusunda güvence verildi.. Bunun ardından 1917 yılında bizim yol göstericiliğimizde Botan Kürdlerinin ayaklanması başladı. Bu ayaklanma Türklere büyük zarar verdi, özellikle Türk askerinin geliş gidişlerine…. Ayaklanma Botan'da 1916 yılında baş göstermişti.. Dersim Kürdleri de bizim ordumuza büyük yardımlar ettiler… Fakat, Ermenilerin dolayı bizi Dersim'e bırakmadılar.. Biz nereye gittiksek şu sözleri duyuyorduk:

     “Biz Ruslardan korkmuyoruz, canı gönülden onlarla birlikte gideriz. Fakat, Ermenilerden korkuyoruz. Çünkü, bizleri öldürüyorlar, namusumuzu ayaklar altına alıyorlar.. Siz Ruslarda buna yol veriyorsunuz”….1915 yılının sonbaharında Kürdlerle ilişkiye geçmem için Askeri Güçlerimizin Genel Komutanlığı bana talimat verdi. 1916 yılının başlarında onlarla ilişkiye geçtim.. Askeri Güçlerimizin Genel Komutanlığına eğer Ermenileri kendimizden uzaklaştırırsak başarılı oluruz, Kürdleri Türklere karşı harekete geçirebiliriz, dedim.. Bunun sonucundan komutanlarımız müslümanlara eziyet verilmemesi yönünde talimat verdiler. Bundan dolayı Taşnak Partisine bağlı büyük bir Ermeni kesim benden acız oldular. ….Bizim Kürdistan’daki gelişmelere ilişkin az haberimiz var.. Bundan dolayı bizim Kürdlerle ilişkilerimizin ne durumda olduğunu söylemek çok zordur. Beyazid Konsolosumuz yoldaş Malstov’un raporuna göre, Rus generalı Andrevski ve Ankara sovyet temsilcisi Simko’nun yenilgisi dönemindeki katılımları, Simko’yu İran devletine vermeme yönündeki Türkiye devletinin pratiğini protesto etmişlerdi. Tüm bu işler Kürdlerin bize yönelik anılarında acı ve hoş olmayan etkiler bırakıyor.. Fakat, bunun Kürd ve Rusya ilişkileri üzerine önemli bir etkisi olmaz… Ayrıca, general Andrevski Sovyet Rusya’nın değil, Beyaz ordunun hizmetindedir. 1916 yılında Kürdlerin ayaklanması başladı. Ben ve Kamil Bey Kürdistan genelinde propaganda faaliyetlere giriştik. Biz Kamil Beye eğer ayaklanma başarılı olursa, Bedirxan ailesinin Botan’ın tümüne hakim olacakları sözünü verdik. Ve sonra bizim ile antlaşma imzalayarak Kürdistan bizim etki alanımız içine girecek.. 1908 yılındaki Jön Türklerin devriminin Kürdler için hiç iyi bir kazanımı olmadı.. Kürdler ve Daşnaklılar haklarını elde etmek ve Türklerle eşit bir şekilde mücadele etmek için bir antlaşma imzaladılar.. Fakat bu birlik uzun sürmedi. Bunun suçlusuda Taşnaklılardı. Büyük Ermenistan planından dolayı İttihat ve Terakki Cemiyetiyle Kürdlere karşı birlik kurdular.. Ermeniler yeniden Kürdlere karşı düşmanlık yapmaya başladılar. Bundan dolayı Türkler, Kürdlerin 1914 yılındaki Bitlis ayaklanmasını bastırabildiler..Kürdler, Türklerin Tropoli, Balkan ve bazı Arap bölgelerinde yaşadıkları karmaşık durumdan sonunlarından yararlanarak ayaklandılar.. Bedirxan ailesinden Hüseyin Paşa, Hasan Paşa, Kemal Bey ve Suleyman Bey Türklere karşı bir ayaklanma örgütlediler. Fakat, ayaklanma bastırıldı, ayaklanmanın önderlerinden büyük bir kesimi idam edildi.. Bazıları kaçtılar ve 3 kişi de bizim Bitlis Konsolosluğumuza sığındılar.. Savaşın başlamasıyla bereber onlarda Türkler tarafından tutuklandılar ve idam edildiler.Bizim Bitlis Konsolosumuz yoldaş Şirkov, W. İ ayaklanmaya önderlik edemedi, daha doğrusu bir harekete önderlik etmek istemedi». (Aris Arda, Newroz.Com)

 

     Ermenilerin denetim altına aldıkları bölgelerde tek bir Kürdü bırakmama yaklaşımları var.

 

     Kont Vorontsoff Dachkoff 19 Temmuz 1915 tarihinde Ermeni yetkililerine gönderdiği mektupta “sivil halka dokunmalarını istiyor……….. Kürdlerden geriye kalan mal, mülk ve arazilerin Rusya’nın devlet mülkiyetine geçtiğini” bildiriyordu. Çünkü, o dönem Ermeni Birlikleri Kürdlere karşı genel bir saldırı yürütüyor ve geride kalan mal ve mülklerini Ermenilere veriyordu. Tüm işgal bölgelerinden yaşanan durum buydu. Ruslara teslim Kürdler öldürülüyordu. Bu durum ise Kürdlerin ölene kadar çatışmalarını beraberinden getiriyordu.

 

     Ruslar bu gelişmeleri gördüklerinden taktik değiştirip, bazı bölgelerde Kürd köylülerinin yeniden köylerine dönmesi için bir karar çıkarıyorlar.

 

     22 Temmuz 1915’te Beyazid komutanlığı Kürdlerin Beyazid’dan Başkala’ye bazı bölgelerde yeniden kendi köylerine dönmeleri için bir talimatname yayınlıyor ve bir nushasını Van’a    Ermeni yetkililerine gönderiyor. Komutanlık Ermenilerden geri dönecek olan Kürdlere dokunmamaları ve askeri yetkililerden gerekli tedbirleri almalarını istiyor.

 

    Buna karşı Van’ın işgalı sırasında Van’ın başında olan Ermenilerin “ulusal kahraman” olarak gördükleri Aram’ın 26 Haziran 1915 tarihinde Kafkasya’daki II.Ordu komutanlığına gönderdiği bir mektup var. Mektup uzun ama, mektuptaki 7 maddeyi özetlemeye çalışağım.

 

Aram mektubunda

 

1)Kürdlerin 17 ile 60 yaş arasındaki kesimin ya askeri bir birliğe, ya Hamidiye alaylarına yada milis olduklarını ve bunlara savaş tutsağı muamelesi yapılmalıdır diyor.

 

2) Kürd aşiretlerinin Rus Cephe gerisine yerleşmelerini istemek büyük bir tehlikedir. Eğer Kürd elemanları cephe gerisine yerleştirilirse Iğdır ile Van arasındaki iletişim için büyük bir tehlike olacak. Kürdlerin silahsızlanmalarına güvenmemek lazım. Çünkü bir yenilgi aşamasında bölgeler arası ilişki kopacak. Kürdler kırık ve dökük silahlarını teslim ederler. Yaşlılar, çocuklar ve kadınlar gelip köylere yerleşirler. Bunlarda dağdaki Kürdlere gereken erzak konusunda yardımcı olurlar. Kürdlerin sözlerine güvenmemek lazım.

 

3) Kürdlere köylerine gelip yerleştikleri zaman Türk ordusuyla irtibat halinde olacaklarından dolayı sürekli olarak onlara Rus ordusunun hareketleri ve sayısı hakkında bilgi verecekler. Tüm dağlık bölgeler Kürdlerin elindedir, control edilmeleri imkansızdır.

 

4) Kürdler Van bölgesine gelip yerleştikleri zaman bölgenin huzurunu kaçıracaklar, çünkü onlar daha önce Ermeni katliamlarına katılmışlardı.

 

5)Suçlu Kürdlerin cezalandırılmadan yerlerine dönmeleri, hala işgal edilmemiş bölgelerdeki Kürdleri cesaretlendirecektir.

 

     Yani sonuç olarak Kars’tan Erivan ovasından Van ve Hakkari’ye kadar hiç bir Kürd’ün alanda kalmaması politikası var.

 

    Ya kazara Ermenilerin bu politikası başarılı olsaydı Kürdistan’da Kürd kalmazdı.

 

    Aram’ın bu mektubunu da 1919 yılında Paris’te “Le Livre rouge” adlı eserinde yayınlayan Gr. Tchalkhouchian hızını almayarak sözü Dersim Kürdlerine getiriyor, Aram’ın ne kadar haklı Ruslarında ne kadar haksız olduğunu şöyle açıklıyor:

 

“Rus Generallerin dar görüşlülüğü yüzünden Ermeni topluluğu içinde Kürdlerde kaldı. Bu Kürdlere “dostlarımız” gözüyle bakıldı ve kendilerine Rus silahları verildi.

 

     Erzincan’ın alınmasından sonra Hınıs, Harput, Kiği, Mamahatun ve Egin arasındaki dağlık bölgeyi kontrol eden Dersim Kızılbaş Kürdleri Rus Komutanlığından silah ve muhimat aldılar. Sonradan aldıkları silahlarla birlikler oluşturdular ve verdiğimiz silahlarla silahlandılar. Akabinden silahlarını bize çevirdiler. Başlarında da Alişer Bey vardı. Alişer Bey Rusların hizmetine alındı ve kendisine Dersim Bölgesi Komutanlığının yardımcılığı verildi. Onun örneğinden hareketle bölgenin bir şefini görevlendirdik. Ekim 1917 tarihinde General Baratoff’un insiyatifiyle Ruslarla Kürdler arasındaki karşılık ilişkileri düzenlemek amacıyla Osviakantse’de bir antlaşmaya varıldı. Bu antlaşma sonradan Kürdlerin bize karşı saldırıya geçmelerini engellemedi”(age sayfa 65-66).

 

    Yazar burada açık bir şekilde Erivan Ovasından Başkale ve Bitlis’e kadar uygulanan etnik/Kürd arındırma politikalarının Dersim ve Erzincan hatında da uygulanması gerektiğini düşünüyor.

 

    Rusların Dersim Kürdleriyle girdiği ilişkileri yanlış buluyor. Yazar Dersim Kürdlerinin kendilerine karşı silaha sarılma sebepleri üzerine kafa yoracağına Kürdlerin varlığında sorunu arıyor.

 

    Açıktır ki, Dersim Kürdlerinin, Alişer ve Seyyid Riza önderliğinde Ermenilere karşı tavır almalarının nedeni Ermenilerin “Kürdistan’ı Ermenileştirme”politikasıydı.

 

    Yoksa Seyyid Riza’nin Kazım Karabekir’den önce Erzincan’a Mamahatun’a ve Erzurum’a girmesinin başka bir açıklaması yoktur.(Merak eden arkadaşlar daha önce yazdığım Newroz.Com’daki “Erzincan Hükümeti” ve bazı eleştirisel notlar” adlı yazı serisine bakabilirler)

 

    Dr. Nuri Dersimi’de “Anıların”nın bir çok yerinde Birinci Dünya Savaşı sırasında 1,5 Milyon Kürdün katledildiğini ve bunun bunun büyük bir kesimini Ermenilere mal ediyor.

 

Sözü Dr. Nuri Dersimi’ye bırakıyorum:

 

“Kürdistan Halkı bu Felaketli günleri geçirirken Ermeniler 1919 yılının ortalarında Kars ve Sarıkamış cephelerinden tekrar aynı bölgelere saldırmaya başladılar. O sırada Mondros Antlaşması imzalanmış olduğundan bu antlaşmaya istinaden Kürdistan’ın önemli illerini bizden zorla almayı hayal ediyorlardı.

Kürt kahramanları Sarıkamıṣ cephesine kadar yürüyerek Ermenilerin saldırılarını püskürtmeyi başarmışlardı. Istanbul´da Kürdistan Teali Cemiyeti´nden almıs oldukları direktif doğrultusunda öz vatanları üzerinde Kürt kahramanı Cibranlı Miralay Halit Bey olduḡu halde Kürt ve Kürdistan teṣkilatı yapmaḡa baṣlamıṣlardı. Gerek bizzat gördüḡüm ve gerekse bazı Kürt subayları vasıtasıyla yaptıḡım tetkikat neticesinde ve gerekse bazı Türk erkánı harbiye dairelerinin dosyalarına vukufum ve aldıḡım malumat üzerine ve hassaten Cemal Paṣa´nın anılarında açıklanan yazı ve istatistikler mucibince harbin baṣlangıcı olan 1914 senesinden 1919 senesi sonuna kadar Kürdistan´da vaki olan zaiyet, büyük çoḡunluḡu Kürtlerden olmak üzere 1,5 milyonu mutecavizdir ki bu zaiyatın ekserisinin Ermeniler tarafından bilfiil gerçekleṣtirilmıṣ olan cinayetlerden ve katliamlardan ileri geldiḡi kati surette tahakkuk etmiṣti.“ (Dr. Nuri Dersimi, Hatıratım, Doz Yayınları sayfa 47)

 

     Ermeniler savaş boyunca girdikleri tüm alanlarda Kürdlere karşı katliamlar yapmaya başladılar. Sadece Kafkas cephesinde değil, Fransızların işgal ettikleri Adana, Urfa ve Antep bölgelerindede aynı şeyler yaşandı. Bir çok Rus ve Fransız generalleri savaş anılarında Ermenilerin askerlere karşı değil, sivil kesimlere karşı giriştikleri katliamlardan söz ediyor ve yapılanların „askerliğin etik değerleriyle……. savaş kurallarıyla bağdaşmadığını“ ileri sürüyorlar. Hatta bir çok general Ermenilerin savaş cephelerinden alınmasını talep ediyorlar.(Urfa ve Antep süreçlerine ilişkin bazı belgeleri yayınlayacağım.)

 

     Birinci Dünya Savaşı sırasında bir dizi Ermeniyi ölüm pahasına kurtaran Milili İbrahim Paşa'nın oğlu Mahmud Bey nasıl oldu Urfa ve Antep savaşları sırasında Türklerle birleşti.(Mahmud Bey'in mektubunu yayınlacağım) Fransa'ya ve Ermenilere karşı savaştı? Aslında bu soru ve sorunların kısmen cevabı Prens Şachovski ve Kamil Bedirxan'ın raporlarında var. Rus arşivlerinde var olan bir çok belge var olan bu durumun anlaşılmasına yardımcı oluyor.

O sürece ilişkin iyi bir gözlem yapılırsa Ermeniler, Taşnak ve Hinçak gibi siyasal örgütlenmelere, ulusal bilince varmış yoğun bir kadrosu, geniş bir basın ağı, Rusya ve bir dizi Büyük güçlerin açık desteğine sahipler.

     Ermeniler var olan objektif ve subjektif koşulları kullanarak „Büyük Ermenistan“ hayallerini gerçekleştirmek istiyorlardı.

    Ermeni siyasal yapılarının kendilerini güçlü hissettikleri bu tarihsel aşamada Kürdlerle var olan tüm köprülerini uçurdular.

    Sonuçta kanlı bir savaş oldu. Hem Kürdler ve hemde Ermeniler büyük bir yıkımla karşı karşıya kaldılar. Bu arada Taşnak Partisinin „Büyük Ermenistan Projesi“ de fiyasko ile sonuçlandı.

 

     Kürd ve Ermeni siyasal oluşumları arasında teorik anlamda en ciddi antlaşma 1927 yılında Xoybun ve Taşnak Partisi arasından yapılan antlaşmadır.

Xoybûn ve Taşnak Partisi bu antlaşmaya giderken geçmişe oranla durum tümden değişmişti.     Taşnak Ermenistan'daki iktidarını Bolşeviklere kaptırmış, Türkiye ve Kuzey Kürdistan'da ise faaliyetleri tümden caduclaşmıştı.

    Buna karşılık Kürdler ülke zemininde sömürgeci Türk devletine karşı ayaklanmalar içindeydiler.. Xoybûn'un dayanabileceği ve hareket halinde olan bir kitlesi vardı. Taşnak Partisi'nin Xoybûna sunabileceği, örgütsel tecrübe, diplomatik ilişkiler ve lojistik destekti. Fakat bu ilişki Kürdlere zaten kapalı olan Sovyet kapısını tümden kapatılma riskini de beraberinden getiriyordu. Ayrıca bir çok Kürd çevresi de Taşnak ile olan bu ilişkiye karşı çıkıyordu.

Kürd siyasal çevreleriyle Ermeni siyasal çevreleri arasındaki bu girişim bir barış girişimiydi. Yani „Kürd-Ermeni Barışı“…..

      Sayın Wahe Tachjian'nın Fransız belgelerine dayanarak verdiği bilgilere göre, 2 Ocak 1929 yılında Mir Celadet Bedirxan Haleb'teki Taşnakçıların Club'unda yaptığı konuşmada:

„Kürdler ve Ermeniler aynı ırktan geliyorlar, yalnızca dinsel olarak farklılar. Uzun zamandan beri biz acı çekiyoruz ve Türk sultasına karşı mücadele ediyoruz. Biz bilmeden ve bilinçsizce bir birimizi katlettik.. Fakat biz bundan sonra ayrılmamak için birleştik. Türklerden rövanş almak için ve onlara karşı koymak için dostluğu ve barışı yerleştirmek için tüm çabalarımızı kanalize edelim..“ diyor( Wahe Tachjian la France en Cilicie et en Haute Mesopotamie, sayfa 365)

Mir Celadet Bedirxan'ın „ Biz bilmeden ve bilinçsizce bir birimizi katlettik“ sözünün altını çizmek lazım. Bazı Kuzey Kürd çevrelerinin Ermeni-Kürd ilişkileri konusunda ve savaş boyunca yaşanan trajediler konusunda hiç bir ciddi araştırmaya girmeden, Kürdleri millet olarak Türk devletinin yaptığı „Ermeni Jenosidine“ ortak etmeye çalışıyor. Mir Celadet „Kürdler Ermenileri öldürdü“ demiyor, Biz bilmeden ve bilinçsizce bir birimizi katlettik“ diyor.

Kafkas Kürdleri nasıl „buharlaştı“? Sorusuna cevap aranmış olunsaydı belki daha objektif bir şekilde yaşanan felaketler değerlendirilebilinirdi.

      Taşnak Partisi ve Xoybûn arasında imzalanan antlaşmada çok enterasan bir başka nokta daha var.. Iki partinin ortak protokolunun B kısmının 2.maddesi „Sevres Antlasmasında Ermenilere Van, Bitlis ve Erzurum'u veren 89.maddesi geçersizdir“ diye yazıyor. ( Wahe Tachjian, age sayfa 365)

    Bunu Taşnak Partisi'nin geçmişte yaptığı yanlışlığın bir özeleştirisi olarak okumak gerekiyor. Taşnak ve Ermeni milliyetçilerinin tüm savaş boyunca deklere edilmiş amaçları bu bölgelerinde dahil olduğu „Büyük Hayestan“ ı gerçekleştirmekti. Buna uygun olarakta girdikleri tüm bölgelerde etnik arındırmaya giriştiler. İttihat ve Terakkicilerde Ermenilerin deklere edilmiş amaçlarının dışından Kürdleri kazanmak için fazla bir bir şey anlatmalarına gerek yoktu.(Kazim Karabekir'in İstiklal Harbimiz adlı eserine bakınız) Birde orta da Kafkas Kürdlerin akibeti ve Taşnak Partisinin pratikleri vardı.

 

      Sonuç olarak, bazı Ermeni çevreleri geçmişte yaptıkları bir dizi yanlış hesaplarının faturasını Kürdlere çıkararak masumiyet maskesi altında Kürd/tarih bilinci olmayan kesimlerin duygularına hitap ederek sonuç almaya çalışıyorlar.

 

      Ve tüm Kürdleri de aptal yerine koyuyorlar.

 

      Kürdistan’ı Kürdsüzleştirme politikası “Ermeni bağımsızlık ve özgürlük mücadelesi”ise iyi ki gerçekleşmedi. Yoksa bugün bu alanlarda bir Kürd kalmazdı.

 

https://www.newroz.com/tr/politics/352981/k-rtler-zamaninda-ermen-ler-n-zg-rl-k-ve-ba-imsizlik-m-cadeles-n-bo-anlarin-safinda-yer-almasalardi

 

Страницы истории

ОТРАЖЕНИЕ КУРДСКОЙ ТЕМАТИКИ В ТВОРЧЕСТВЕ АРМЯНСКОГО АВТОРА ХАЧИКА ДАШТЕНЦА

Опубликованный

вкл .

Автор:

Хачик Даштенц писал о мире, который исчез в годы катастрофических потрясений начала XX века во время избиения армянского народа в Османской империи. В его произведениях в Муше и Сасуне рядом с армянским крестьянином существует курдский пастух, рядом с народной армянской песней звучит курдская, а вчерашний сосед в зависимости от обстоятельств может стать противником, союзником или спасителем.
Что означала курдская тема для самого писателя и почему без неё невозможно до конца понять его художественный мир?

Ответы на эти и другие вопросы в данной статье Приска Мгои.

Недавно я закончил чтение фундаментального историко-этнографического труда Лятифа Бруки «Курды. Начало исторического пути», посвящённого ранним этапам формирования курдского народа и его историческим корням.
Более 920 страниц этой монографии – попытка заглянуть в глубокое прошлое Передней Азии и проследить сложный многовековой процесс формирования курдской этнокультурной общности. Автор обращается к письменным источникам, археологическим материалам, лингвистическим данным и различным научным концепциям, стремясь восстановить историческую картину региона, где веками переплетались судьбы различных народов и цивилизаций.
Я не являюсь профессиональным историком и потому не берусь давать научную оценку многолетнему труду Лятифа Бруки. Но после знакомства с этой монографией невольно возникает мысль: подобное исследование по своему масштабу и объёму вполне могло бы стать серьёзной основой для диссертации на соискание степени доктора исторических наук.
Но сегодня речь пойдёт не об этом.
Есть в книге Лятифа Бруки один раздел, который заставил меня взглянуть на творчество Хачика Даштенца несколько под другим углом. Параграф №9 главы VIII своего исследования Лятиф Бруки посвящает роману армянского писателя Хачика Даштенца «Зов пахарей», определяя его как «манифест христианских курдов Сасуна и Муша».
Почему курды занимают столь заметное место в художественном мире писателя Даштенца?
Кем они были для Даштенца – историческими соседями, союзниками, противниками, свидетелями трагических событий, носителями древней культуры или, прежде всего, людьми, с которыми армяне столетиями делили одну землю?
И насколько художественный образ курдов у Даштенца соответствует исторической и этнографической реальности того края?
Чтобы попытаться ответить на эти вопросы, необходимо выйти за пределы одного произведения.

Память о Муше и Сасуне

Хачик Даштенц родился 25 мая 1910 года в селе Даштадем исторической области Сасун, в Битлисском вилайете Северной части Курдистана в Османской империи. Его детство пришлось на драматический период истории начала ХХ века. После событий 1915 года он оказался среди сирот и впоследствии получил образование в Александрополе, а затем в Ереване и Москве.
Сам литературный псевдоним Даштенц связан с названием его родного села – Даштадем (от курдского Deşta Dem — букв. «Начало Долины»).
Эти биографические обстоятельства имеют принципиальное значение для понимания его творчества, где он продолжает возвращаться в литературе к пространству собственного детства – к Мушу и Сасуну, к горным селениям, пастбищам, дорогам и людям, среди которых прошло его раннее детство. Даштенц писал не о далёкой и абстрактной области его обитания, которую армяне называют «Западной Арменией», а курды — «Северным Курдистаном». На этот спорный момент убедительно отвечает полковник генерального штаба русской имперской армии в Кавказе, участник и свидетель событий Карцев во второй половине XIX века: «Название «Армения», ныне прилагаемое армянофильской печастью к части Ванского, Эрзерумского и Битлисского вилайетов, совершенно неизвестно туземцам и не имеет этнографических оснований. Армяне составляют меньшинство населения в этой области и ее гораздо правильно называть северным Курдистаном, так как курды в всех отношениях составляют здесь господствующую национальность. Небольшие участки около Ванского озера, в которых армяне составляют большинство, очень мало населены, бедны и политического значения иметь не могут. Название «Армения» как географический термин давно исчезло из обихода в Азии и впервые воскресло когда граф Паскевич назвал вновь покоренное Эриванское ханство «Армянской областью». Во всяком случае жители Ванского, Битлисского и Эрзерумского вилайетов и не подозревают, что они живут в Армении» (Карцев. Заметки о курдах полковника генерального штаба Карцева)//ЗКОИРГО. Книжка XIX. Тифлис, 1897. С.363-364. Приложение 1).
Именно поэтому курды в его произведениях появляются не как случайные этнографические персонажи. Они являются частью того мира, который писатель стремился сохранить в литературной памяти.
В историческом Тароне-Муше армяне и курды жили рядом на протяжении много поколений. Между ними существовали хозяйственные связи, соседство, взаимная зависимость, конфликты и сотрудничество.
Эта двойственность – близость и противостояние – становится одной из характерных особенностей художественного мира Даштенца.

«Зов пахарей»: земля и оружие

Я в студенческие годы в Ереванском государственном университете и в последующие годы работы в редакции газеты «Рйа таза» читал произведений Хачика Даштенца в оригинале, то есть на армянском, а потом в переводе на русском языке. Особенно ярко курдская тема проявляется в его романе-эпопее «Зов пахарей» («Ранчпарнери канч» – курд. «Gazîya rêncberan»). Rêncber — от ирано-курдского означает – земледелец, труженик, поденщик, пахарь.
Само название произведения содержит один из ключевых символов Даштенца. Пахарь – человек мирного труда. Его жизнь связана с плугом, землёй, хлебом и урожаем. Но исторические обстоятельства заставляют его брать в руки оружие.
Человек, который должен обрабатывать землю, вынужден становиться её защитником. В этом образе заключена одна из главных трагических идей произведения: оружие приходит туда, где прежде были плуг, хлеб и мирный труд.
Курдский мир включён в эту историческую картину не как внешний фон. Даштенц показывает сложную социальную среду – пастухов и земледельцев, всадников, представителей местной власти, вооружённых людей, жителей горных селений.
При этом писатель не изображает курдов как однородную массу. Перед читателем возникают совершенно разные люди, занимающие разные социальные позиции и по-разному относящиеся к армянам. Одни оказываются участниками конфликтов и насилия, другие сохраняют нейтралитет, третьи помогают армянам или становятся их союзниками и спасателями.
В романе встречаются многочисленные эпизоды, в которых курдские семьи скрывают армянских детей или армянские сироты растут в курдских шатрах, сохраняя свою идентичность, но одновременно перенимая жизненный опыт и философию горцев.
Даштенц показывает прежде всего человека внутри определённой исторической системы, где на его поступки влияют власть, страх, экономические интересы, племенная принадлежность, местные традиции и личные отношения.

Язык, быт и память

Курдская тема у Даштенца связана не только с историческими событиями.
Писателя интересует сама повседневность. В его прозе возникает мир пастбищ и горных дорог, стад и шатров, всадников, традиционной одежды, гостеприимства, песен и устных рассказов. Особое место занимает язык.
Курдские имена, выражения, топонимы и элементы речи становятся частью языковой переплетении произведений. Некоторые армянские герои хорошо знают курдский язык, что естественно для многоязычной среды Тарона. Эта деталь имеет особое значение.
Она показывает, что культурные границы между армянами и курдами не всегда совпадали с границами политическими или религиозными. Люди могли знать язык соседей, пользоваться общими хозяйственными пространствами и хорошо ориентироваться в обычаях друг друга.
В одном из эпизодов «Зова пахарей» герой настолько хорошо говорит по-курдски, что его принимают за курда. В других сценах знание языка и местных обычаев помогает героям перемещаться по краю и устанавливать отношения с местным населением.
У Даштенца язык становится не просто средством общения, но и свидетельством многослойности культуры региона.
Не менее важна музыка. Зурна, доол, народная песня, сказительская традиция – всё это входит в звуковую картину его произведений.
Песня у Даштенца нередко становится формой исторической памяти. То, что не всегда сохраняется в официальных документах, продолжает жить в устном рассказе.
Даштенц обращается к кочевой культуре курдов: описывает жизнь в шатрах, перегон овечьих стад по плоскогорьям, удаль всадников и их смелые танцы. Он рассказывает о законах гостеприимства, культе оружия и незыблемости патриархальных порядков. Стиль писателя напоминает повествовательную манеру народного сказителя: текст романа насыщен курдскими словами, топонимами и идиомами, что создаёт эффект глубокого погружения в изображаемую среду.
Автор подробно описывает палаточные поселения курдских племён, перемещавшихся по полям Тарона: «Чёрные шерстяные шатры, натянутые в долинах, словно огромные крылья птиц, были наполнены паром от людей и животных…». В этих строках ощущаются запахи, краски и тепло детских воспоминаний автора.
Жизнь курдов представлена и через особенности их пищевой культуры. Даштенц пишет о приготовлении сыра, сбивании масла и курдском сыре – пенире, которым армянские дети нередко угощались или который получали в подарок.
Одним из важнейших элементов курдской культуры в произведениях Даштенца является конь. Писатель описывает отношение курдов к лошади как к члену семьи. «Для мужчины курдского аширета конь был больше, чем богатство: это были его полёт, его меч и его честь», – пишет автор, подчёркивая особое место коня в традиционной культуре и представлениях о чести.
Особого внимания заслуживает отношение Даштенца к курдской музыке и поэзии. На страницах романа звучат голоса доола и зурны, приводятся образцы героических песен. Писатель показывает, что печальная мелодия дудука и песни курдских пахарей о природе и любви питаются одной и той же землёй и выражают сходное чувство тоски.
Рассказывая о почитаемых курдами героях, Даштенц включает в роман мотивы курдского народного эпоса «Диндив и Хане» («Dîndêw û Xanê»). Он описывает, как по вечерам в шатрах курды поют об их подвигах, сравнивая себя с легендарными героями.
В мирных эпизодах романа описывается, как армянские и курдские пастухи вместе пасут овечьи стада на Мушской равнине, делятся хлебом и рассказывают сказки у ночного костра. Писатель подчёркивает, что они говорили на смешанном диалекте и понимали друг друга без переводчика.
В сценах войны и свадеб Даштенц часто обращается к курдской музыке: «Зурна выла, как орёл на вершине скалы, а доол бил, словно копыта коня…». Эти сравнения свидетельствуют о глубоком чувстве автора к своеобразной курдской музыкальной ритмике.

«Ходедан»: разлом соседства земля и воды…

Другим важнейшим произведением Даштенца является роман «Худедан» (в русскоязычном издании – «Ходедан»). Само название романа связано с фигурой курдского народного певца-сказителя Ходедана (Xudêda – с курдского – «Богдан»). Этот персонаж выступает своеобразным символом народной памяти, боли и справедливости. Он объединяет пространство романа, напоминая, что горе постигло весь многонациональный край, хотя и распределилось по общинам неравномерно. Через песни и сказы Ходедана передается голос самого курдского народа.
Курдская тематика является также одной из центральных осей этого романа, поскольку без нее невозможно понять трагическую судьбу армянского населения Османской империи в тот период. В произведении эта тема раскрывается через несколько ключевых аспектов: Даштенц, будучи выходцем из этих мест, прекрасно знал быт обеих общин, особенно курдский язык. В первой части романа показано мирное сосуществование: армяне-земледельцы и курды-скотоводы живут на одной земле, их хозяйственные циклы переплетены. Автор подчеркивает общие элементы материальной культуры, фольклорные мотивы и суровые законы горной жизни, которые были понятны и тем, и другим. Курдские семьи часто выступают соседями, а иногда и побратимами армянских героев. Здесь курдская тема приобретает особенно трагическое звучание.
Речь идёт об общем «армяно-курдском» мире, который постепенно разрушается под воздействием политического насилия империалистических сил и катастрофических событий начала XX века. И здесь Даштенц избегает слишком простой схемы.
Курдские персонажи не представлены исключительно как участники преследования армян. В художественном мире романа существуют разные типы поведения: участие в насилии, страх, равнодушие, вынужденное подчинение обстоятельствам, но также помощь и спасение. Это позволяет писателю показать не абстрактное противостояние двух народов, а разрушение сложной системы соседских отношений. Вчерашние соседи оказываются по разные стороны конфликта. Но даже в условиях катастрофы остаётся возможность человеческого выбора. Именно здесь проявляется гуманистическое измерение прозы Даштенца. Он показывает, что национальная принадлежность сама по себе ещё не определяет поступок человека.
Поэт Даштенц в книге «Огненные мосты» разрабатывает курдскую тему в ином ключе. Здесь она приобретает лирико-эпический оттенок. Курдский пейзаж – Мушская долина, склоны Арарата – становится отражением внутреннего мира поэта. Мелодии курдских народных песен проникают в поэтическую строку, создавая своеобразную полифонию. Даштенц часто использует мотивы курдского фольклора, переосмысливая их с точки зрения армянского исторического опыта.

Между двумя культурами

Особенно интересны у Даштенца персонажи, находящиеся между двумя культурными мирами. Армянские герои знают курдский язык, местные обычаи, особенности одежды и поведения. Они способны существовать в курдской среде, а иногда использовать знание этой среды для решения своих задач. Такие эпизоды показывают, насколько тесным было повседневное взаимодействие между народами.
Исторический край, который в политической памяти XX века часто предстаёт как пространство непримиримого конфликта, в литературной памяти Даштенца оказывается гораздо сложнее. Это пространство постоянного контакта. И именно поэтому писатель способен одновременно говорить о трагедии и о близости.
Зачем курды были нужны литературе Хачика Даштенца?
Теперь можно вернуться к главному вопросу.
Прежде всего потому, что без них невозможно было бы восстановить тот мир, который писатель потерял в детстве.
Курдские персонажи – часть пространства его памяти. Через них Даштенц возвращается к Мушу и Сасуну, к многонациональному обществу Северной части Курдистана, к людям, среди которых существовало его родное село.
Во-вторых, курдская тема позволяет ему показать сложность истории. Армяно-курдские отношения невозможно описать одной формулой. В них были конфликты и вражда, но существовали также соседство, хозяйственные связи, дружба, взаимопомощь и личные союзы.
В-третьих, курдские образы позволяют писателю выйти за пределы исключительно национальной истории.
Трагедия армян изображается внутри более широкого пространства Османской империи, где сталкивались интересы государства, местной власти, различных социальных групп и простого населения.
Наконец, курдская тема обогащает художественный язык Даштенца. Она приносит в его прозу особый ритм, звуковую среду, фольклор, топонимику, лексику и образность.

Вместо заключения

Творчество Хачика Даштенца интересно тем, что историческая память в нём неотделима от памяти человеческой. Он пишет о народе, потерявшем родину, но одновременно возвращает читателя в тот мир, где эта родина когда-то была живой и многообразной. В этом мире рядом с армянскими сёлами существовали курдские поселения, рядом с армянской песней звучала курдская, рядом с крестьянином жил пастух, рядом с ремесленником – всадник.
Поэтому курдская тема в творчестве Даштенца – не случайная деталь. Она является частью его попытки восстановить целостную картину исчезнувшего мира. При этом писатель не даёт простого ответа на вопрос о том, кем были курды для армян. В разные исторические моменты они могли быть соседями, соперниками, союзниками, участниками насилия или спасителями.
И, возможно, именно эта неоднозначность делает произведения Даштенца особенно интересными сегодня. Ведь истина в том, что история народов складывается не только из войн, государств и политических решений. Она состоит также из человеческих отношений – из памяти, страха, доверия, предательства, гостеприимства, взаимной помощи и способности увидеть в человеке по другую сторону границы, прежде всего человека.
Читать Даштенца сегодня – значит не только возвращаться к истории армян. Это значит всматриваться в исчезнувший многонациональный мир Муша и Сасуна и пытаться понять, каким образом люди разных языков и культур могли столетиями жить рядом, а затем оказались втянуты в катастрофические события эпохи.
Именно в этом контексте курдские образы Даштенца приобретают особое значение. Они становятся частью не только армянской исторической памяти, но и памяти о самом крае – сложном, многоязычном, многокультурном и трагически разрушенном…

ПРИСК МГОИ,
поэт, писатель, переводчик,
Заслуженный журналист Удмуртской Республики (Россия).

Краткая справка

Хачик Даштенц (Хачик Тоноевич Тоноян) – армянский советский писатель, поэт, переводчик и филолог.
Родился 25 мая 1910 года в селе Даштадем исторической области Сасун в Битлисском вилайете Османской империи. Умер 9 марта 1974 года в Ереване.
Окончил Ереванский государственный университет, позднее Московский институт иностранных языков. В 1965 году защитил диссертацию по теме: «Байрон и армяне» и получил степень кандидата филологических наук.
Наиболее известные произведения Даштенца – романы «Зов пахарей» и «Ходедан».
Он также переводил произведения зарубежных авторов и занимался филологической работой.
Литературный псевдоним «Даштенц» связан с названием родного села писателя – Даштадемом.

Продолжить Чтение

Страницы истории

22 августа — День Государственного флага Российской Федерации

Опубликованный

вкл .

Автор:

В 1991 году, в разгар политического кризиса и после провала путча ГКЧП, бело-сине-красный триколор подняли над зданием Верховного Совета РСФСР. В тот же день Верховный Совет принял постановление, которое временно признало исторический флаг национальным до принятия специального закона. А в 1994 году президент Борис Ельцин подписал указ (№ 1714) об учреждении самого праздника. 

Немного истории флага

У триколора долгая история. По распространённой версии, впервые бело-сине-красный флаг появился в 1669 году на первом русском военном корабле «Орёл» (его построили по указу царя Алексея Михайловича). Позже Пётр I в 1705 году издал указ, по которому такой флаг должен был подниматься на торговых судах. В XIX веке был период, когда государственным официально считался чёрно-желто-белый флаг (при Александре II), но при Александре III и Николае II бело-сине-красный снова стал национальным. После революции 1917 года его сменило красное полотнище с серпом и молотом, а в 1991 году триколор вернулся. Окончательный юридический статус (в том числе соотношение сторон полотнища 2:3) флаг получил позже — в 1993 году указом президента, а в декабре 2000 года был принят федеральный конституционный закон «О Государственном флаге Российской Федерации».

Уважаемые гости сайта www.kurdist.ru

Триколор — это не просто символ страны, это отражение нашей истории, традиций и национального характера.

Пусть наш триколор всегда будет символом единства, силы и гордости за Родину. Желаю, чтобы в жизни было больше поводов для радости и поводов гордиться своей страной и впредь объединяет нас, вдохновляет на добрые дела и новые достижения.

От всей души поздравляем Вас с Днём Государственного флага Российской Федерации!  Пусть над нами всегда будет мирное небо, а в сердцах — тепло и уверенность в будущем!

Желаем всем мира, благополучия и процветания!

www.kurdist.ru, Бруки Л.М.

Продолжить Чтение

Популярные публикации