Страницы истории
Osmanli Kaynaklarinda «KURD» Ve «KURDISTAN»
KURD: Irak-ı Arab ile Irak-ı Acem arasında ve Cezîre’nin şark-ı şimalinde, yani hudud-u İranîyenin iki cihetinde sakin, ma’ruf bir kavim efradından olan adam.
KURDİSTAN: Memalik-i Osmanîye’de hudud-u İranîyenin iki cihetinden ve Cezîre’nin şark-ı şimal taraflarından ibaret yer.
Kitap: KAMÛS-U TÜRKÎ Kitap: KAMUS’ÜL-A’LÂM
Yazar: Şemseddin Samî Yazar: Şemseddin Samî
Shf. 1156 – 1157 Cild: 5
Sahife: 3840 – 3843
Şemseddin Samî (1 Haziran 1850′de Arnavutlukta doğmuş 5 Haziran 1904′te İstanbul’da vefat etmiştir). Osmanlı yazar, ansiklopedist ve sözlükçüsüdür. Kamus’ül A’lâm adlı 6 ciltlik ansiklopedisinin yazımına 1889′da başlamış; Kamus-u Türkî adlı Lügat’ını ise 1901 yılında yazmıştır.
Shf. 3840
KURDİSTAN: Asya—i Garbî’de kısm-ı azâmı Memalik-î Osmanîye’de ve bir kısmı İran’a tabi büyük bir memleket olup, ekseriyet üzere ahalisi bulunan Kürt kavminin ismi ile tesmiye olunmuştur. Bu isim taksimat-ı mülkiye ve siyasiyeye dâhil olmayıp, vaktiyle bizde “Kürdistan Valiliği” ve şimdi İran’da “Kürdistan Eyaleti” bu isimle müsemma memleketin bütününü ihata etmediği gibi, Kürtler dahi dağınık ve sair akvamla karışık bulunduklarından, Kürdistan’ın hududunu tamamıyla tayin etmek müşküldür. Ancak takribî olarak diyebiliriz ki:
Kürdistan; Urmiye ve Van Göllerinin sevahilinden, Kerhe ve Diyale Nehirlerinin menabiîne ve Dicle’nin mecrasına dek mümted olup garb-ı şimalîye doğru hududu Dicle’nin mecrasını takible Fırat’ı terkib eden Karasu mecrasına ve oradan şimale doğru Aras Havzası’nı Fırat ve Dicle Havzası’ndan ayıran taksim—i miyah hattına kadar vasıl olur. Bu itibarla Memalik-i Osmanîye’de Musul Vilâyeti’nin kısm-ı azamı, yani Dicle’nin solunda bulunan yerleri ve Van ve Bitlis vilayetleriyle Diyarbekir ve Ma’muratul-Aziz Vilayetlerinin birer parçası ve Dersim Sancağı Kürdistan’dan ma’dud olduğu gibi, İran’da dahi Kürdistan namıyla ma’ruf olan eyaletle Azerbeycan Eyaleti’nin nısfı, yani cenub-i garbî kısmı Kürdistan’dır.
Bu vecihle Kürdistan; şimal-ı şarkî cihetinden Azerbeycan, şarken Irak-ı Acemî, cenuben Loristan ve Irak-ı Arabî, Garb-ı Cenubi cihetinden Cezîre, garb-ı şimalî tarafından dahi Anadolu ile mahduttur. Bu hudut dâhilinde 34 derece ile 39 derece arz-ı şimalî ve 37 derece ile 46 derece tûl-i şarkî aralarında mümted olup, büyük bir müselles ve daha doğrusu sivri tarafı garb-ı şimalîye doğru dönmüş bir armut şeklini ibraz ediyor. Fırat’ı teşkil etmek üzere Karasu ile Murat Çayı’nın mültekasında olan en şimal-i garbî noktasından Loristan’ın hududuna dek olan tûl-î azâmın takriben 900 kilometre ve arzı 100 ile 200 kilometre aralarındadır.
Kürdistan’ın medar-ı tefrikî, ahalisinin cinsiyeti olduğu halde, Kürtler yalnız bu memlekette münhasır olmayıp, Cezîre’nin kısm-ı şimalisinde, Şam ve Haleb cihetlerinde, Anadolu’nun her tarafında, Rusya’ya tabi olan Mavara—i Kafkas Eyaletlerinde ve İran’ın her tarafında, hatta Horasan’da ve Afganistan’da ve Belucistan’da bile birçok Kürt aşiretleri bulunur. Bir taraftan dahi, hududu zikrolunan Kürdistan dâhilinde Arap, İranî, Türk ve sair cinsiyetlere mensup ahali vardır. Yalnız ekseriyete itibarla hudud-u mezkûrde tayin olunabilir.
İran’ın Loristan Eyaleti ahalisi olan Lorîleri dahi Kürtlerle münasebet ve karabet—i cinsiyeleri olduğu halde, lisanlarında bir dereceye kadar muğayyerat ve beynlerinde münaferet bulunduğundan, Loriler kendilerini Ekrad’dan saymak istemiyorlar ve Kürdler dahi Lorîleri kendi cinslerine kabul etmeye meyil göstermiyorlar. Alelumum Kürdlerin miktarı iki buçuk milyona karib tahmin olunup, bir buçuk milyonu Memalik-î Osmanîye’de, yedi bin beş yüzü İran’da, on üç bini Rusya’nın Maveray-ı Kafkas Eyaletinde, kusûri dahi Afganistan ve Belucistan’da ve sair taraflarda dağınık bir halde bulunuyorlar.
Kürdistan’ın her tarafı dağlık ve mürtafiî olup, yalnız enharın vadilerinde bazı dar ovaları vardır. En düz ve alçak ciheti cenûb-i şarkî kısmı yani Şehrezor ve Süleymaniye Sancaklarıyla İran’daki Kürdistan olup, o cihette dağlar daha alçak, vadiler daha geniş ve ovalar daha çoktur.
Shf. 3841
En mürtefiî yerleri münteha-i şimalinde bahre hazar ile Basra Körfezi maileleri arasında bir taksim-i miyah hattı teşkil eden dağlardır. Ancak bunların ormanlar ve meralarla mestûr güzel yayla ve etekleri ve ziraate salih vadileri çoktur. Memalik-i Osmanîye ile İran hududunu teşkil eden ve şimal-ı garbîden, cenûb-i şarkîye doğru birkaç sıra teşkil ederek, mümted olan dağları ise mürtefiî olmakla beraber, ekseri taşlık ve çıplaktır. Kıt’a-i mezkûrenin o ciheti hakikaten kabil-i sükna olamayacak derecede sert ve çetin bir yerdir. Kıta-i mezkûrenin miyah-ı carîyesi çok olup Fırat’ın en büyük kolu olan Murat Çayı’nın ve Dicle, kıt’a-i mezkûre dağlarından nebean ettikleri gibi, Dicle’ye münsib olmak üzere dahi şimalden başlayarak, Batman Suyu, Bitlis ve Siirt Çayları, Habur, Zab-ı Âla, Zab-ı Esfel, Edhem ve Diyale nehirleri cenûb-i garbîye akarak, mezkûr ırmağa dökülür ve kıt’a-i mezkûre dağlarından inen bir çok çayların sularını cem’ ederler.
İran’daki kıta—i mezkûrenin yalnız şimal cihetindeki Katur Nehri, Kür vasıtasıyla Bahr-ı Hazar’a münsib olan Aras Nehri’ne pek çok olan enhar-ı sairesi Urmiye Gölü’ne dökülür. Van Gölü’ne münsib olan bir hayli enharı dahi vardır. Kıta-i mezkûre, arzen hayli sıcak olacak bir derecede iken, mevkiînin irtifaından dolayı havası umumiyet üzre soğuk olup, kışları uzun ve pek serttir. Ve kar aylarca dağlarını örter. Yalnız Dicle Vadisi’ne karib olan alçak yerlerinde kışın hava mülayim ve lâtif ve yazın hayli sıcaktır. Yüksek yerlerinde yazın meraları pek güzeldir. Ve bazı tarafları çam ağaçlarını havi ormanlıktır. Daha alçak taraflarında meşe, kestane ve çınar ağaçları ve daha aşağılarda arpa, buğday, keten, kenevir, mısır, tütün, üzüm ve meyvelerin envaı ve en alçak yerlerinde pamuk, pirinç vesaire hasıl olur. Bir nev’ budur meşe yapraklarından alınan kudret helvası şeker yerine kullanılır.
Kürd aşiretleri, külliyetli koyun, at, deve ve keçi sürüleri beslerler. Dağlarda ayı, domuz, pars, vaşak, geyik, yabani keçi, karaca, çakal, tilki ve sair hayvanat-ı vahşiye ve küçük av hayvanları kesretle bulunur.
Şimal cihetindeki dağlarda demir, bakır, kurşun ve sair madenler bulunduğu tahakkuk etmişse de ihraç olunanları yoktur. Cenûb cihetlerinde neft ve taşyağı bulunur.
Kürdler mazı, fıstık ve yağ çıkarmaya yarar hububat-ı mütenevia ile yapağı ve tiftik gibi mahsulâtı ihraç ederler.
Kürdler ekseriyet üzere aşiret halinde yaşayıp, mevsime göre mera talebiyle mahall değiştirdiklerinden, ziraatle pek de iştigal etmeyip başlıca medar-ı taayyüşleri, hayvanat-ı ehliyeleri ve sanatları çobanlıktır. Koyun ve tay satışından kazandıkları akçe ile geçinirler. Bunun için kışın köylerinde kalıp, haneleri ve tarlaları var ise de yazın ziraate çok ehemmiyet vermeyip, ekseri çadırlarla sürüleri arkasından yaylalara çıkarlar.
Kıta-ı mezkûrede sanayi—i mahalliye kilim ve halı ile kaba bez ve keçe kabilinden çul ve saire imalinden ve ticaret—i mahalliye zahayir ve hayvanat ahz ve i’tasından ibarettir.
Vasait-i nakliye, Dicle’de işlettirilen “Kelek”ten ibaret olup, bu da pek külfetlidir. Ve kışın üç ay mevaridat büsbütün münkati’ bulunur.
Kürdlerin asl ve menşeî ve ne vakitten beri oralarda sakin bulundukları, tarihçe meçhul ise de ezmine—i kadimede kıta—i mezkûrenin kısm-ı cenûbîsi “Asurîye” ismiyle ma’ruf idi. Ve şimal-ı şarkî ciheti “Midya”dan ma’dud idi. Eski Midyalıların cinsiyetleri meçhul olup, akvam-ı Turanîyeden, yani Türk cinsinden oldukları meznun ve Asurîlerin ise akvam-ı Samîyede bulunmuş oldukları ve Keldanîlerle karabetleri malum ve muhakkaktır. Halbuki Kürdler, akvam-ı Aryanîyeden olup, İranîlerle pek yakın karabetleri olduğu lisanlarından ve sair ahvallerinden anlaşılıyor. Binaenaleyh, Kürdlere ne Midyalıların ve ne de Asurîlerin ahfadı nazarıyla bakılıp, şark cihetinden yani Horasan ve Herat taraflarından oralara gelmiş bir kavim olduklarında şüphe yoktur. Ancak şimdi bulundukları yerlere ne vakit hicret ettikleri malum değildir.
Shf. 3843
Milad-ı İsa’dan 401 sene evvel, yani bundan 2300 sene mukaddem askerle o tarafa azimet ve bad’el mağlubiye perişan bir halde avdet etmiş ve sefernamesini yazmış olan Yunan-ı Kadim meşahir-i Muharrirîninden Eksenefon, el-yevm kıta-ı mezkûre Diyarbekir ve Ma’muret’ül-Aziz’e ve emsali yerlerin her tarafında “Kardukh” tesmiye ettiği kavme mensub ahaliye rast geldiğini beyan ediyor. Kardukh isminin ise Kürd isminin bir Yunanlı ağzında aldığı tebeddülden hâsıl olmuş galatı olduğundan şüphe yoktur.
Binaenaleyh, 2300 sene evvel dahi oraları Ekradla meskûn idi. Bu halde diyebiliriz ki; Ninova’da ve Dicle Vadisi’nde şüphesiz Babil cihetlerinden gelmiş olan Asurîler ve Midya’da, yani Azerbeycan ve Irak-ı Acemî cihetlerinde, belki Ceyhun ve Seyhun Vadilerinden gelmiş olan Midyalılar hüküm sürmekte iken, yine dağlarda Kürd aşiretleri cevelân ederek nîm-müstakil bir halde bulunuyorlardı. Nitekim bugün dahi Musul ve Diyarbekir’de Araplar, Tebriz ve Hemedan’da İranîler bulunduğu halde, iç tarafları hemen sırf Kürdlerle meskûndur.
Kürdler, akvam-ı Aryanîden oldukları halde, ne Asurîlerin ve Midyalıların ahfadı olabilirler. Bu hususta şahid-i adil olunmaya şayan olan lisanlarına baktığımızda vakıa, Asurî ve Keldanî lisanlarından me’huz oldukları anlaşılan birçok kelimeler görüyorsak da lisan-ı Pehlevîde dahi bulunan bu kelimeler, Asurîlerle Keldanîlerin hükümetleri zamanında ve bunların medeniyeti tesiriyle kabul olunup ba’del-İslâm Kürdçe ve Farisînin ahz eyledikleri kelimat-ı Arabiyeye mümasildir; esasen lisan ise Farisîye müşabihtir. Bu kelimelerin vücudu Kürdlerin Asurîlerin neslinden olduklarına değil, belki o vakitten beri oralarda sakin bulunmuş ve Asurîlerle birlikte yaşamış olduklarına delalet ediyor.
Kürd lisanı Farisî’ye ve belki ondan ziyade eski Pehlevîye müşabihtir; ancak telaffuzu Farisînin ki gibi lâtif olmayıp, dağ adamlarına ve öyle bir hal—i bedeviyette yaşayan aşaire yakışacak surette sert ve derşeddir. Ve boğazdan telaffuz olunur harfleri çoktur. Her ne kadar Kürdlerin uleması öteden beri Arabî ve Farisî ile iştigal edip, kendi lisanlarına ehemmiyet vermediklerinden Kürdçenin edebiyatı bulunduğu iddia olunamazsa da, eskiden beri bu lisanda dahi bir hayli eş’ar söylenmiştir. Ve bu lisanın dahi Farisî gibi huruf-u Arabîye ile tahriri kolay olduğundan bazı divanlarıyla sair kütüb-i edebiyeleri vardır.
Avrupalılar Kürdçenin kavaid—i sarfiyesini ve lügatlerini dahi mühemmen—emken zabt etmiş; ve kendi lisanlarına mütercem kavaid ve lügat kitapları neşr eylemişlerse de elsine—i İslâmiyemizde henüz bu lisanın kavaid ve lügat ve edebiyatına dair hiçbir şey yazılmamıştır.
Kürdler umumiyetle cesur ve cengâver ve süvarilikte pek mahir adamlar oldukları gibi, ilim ve terbiye ve medeniyete de fevkalade istidatları vardır.
Kürd isminin Farisîde “yiğit, kahraman, bahadır” manasıyla kullanılır bir sıfat olup Şehname’de bu mana ile pek sık isti’mal olunduğu malumdur. Bu ismin Kürdlere cesaret-i tabiîyelerine binaen, ibtida bu mana ile verilip ba’dehu alem olduğu anlaşılıyor.
Kürdler hemen umumiyet üzere Müslim ve Suni olup ekseri Şafi’ul Mezhebdirler. İçlerinde yalnız 50.000 Yezidî vardır. Pek az miktarda Kızılbaş bulunur. O mevkilerde Nasturî ve Keldanî cemaatlerine mensub bir miktar ahali dahi bulunuyorsa da bunlar eski Keldanîlerin ve Süryanîlerin ahfadından olup, Kürd cinsiyetine mensup değillerdir. O cihette bulunan büyük şehirler, mesela Diyabekir, Musul, Bağdat, Hemedan, Tebriz, Kürdistan’ın kenarlarında ve haricinde tesadüf edip asıl mevaki-i mezkûrenin dâhilinde olan ve
Kürdlerle meskûn ma’murelerin başlıcaları:
Süleymaniye,
Kerkük,
Revanduz,
Erbil,
Siirt,
Bitlis,
Van,
Urmiye,
Kirmanşah ve sairedir.
Tarihin zabt edebildiği zamanların en eskisinde Ninova’daki Asurîlerin taht-ı hükmünde görülüp, Asurîlerin hitamında Ninova ile beraber,
Shf. 3843
Midya hükümdarlarının ve ba’dehu Keyhusrev’in zabtına geçmişlerdir. Hatta Keyhusrev’e yardım edip, sair memaliki zaptında askerin meyanında hizmet etmiş oldukları mervidir. Keyanîyan Devleti’nin sukutunda İskender’e ve halefleri olan Makedonyalı tavaif-i mülüke, ba’dehu Eşkaniyane ve nihayet Sasaniyane tabi’ olup Kadisîye muzaferiyetinden sonra, Hilafet-i İslâmiyenin taht-ı itaatına girmiş ve din-i İslâm’ı kabul etmişler idi.
Hileafet—i Abbasîyenin zaafa düçar olmasıyla memalik—i İslâmiye’nin her tarafında birtakım umera ve mülük zuhur etmeye başladığı sırada, Kürd rüesasından birçok adamlar dahi Musul ve Diyarbekir ve Cezîre cihetlerinde birer kal’a veya memleket ele geçirip birçok hükümat-ı sağire teşkil eylemişlerdiyse de umum kıt’a—i mezkûreyi bir idareye alarak cinsiyet esasına müstenid bir hükümet teşkilini düşünmemişlerdir. Nihayet bu cinsiyete mensub olan meşhur Selahaddin-i Eyyubî Mısır’da devlete nail olup, kendisi ve evladı Şam ve Haleb ve Hicaz ve Yemen’de hüküm sürdükleri ve evlad ve akrabalarının taht-ı idaresinde birçok hükümat-ı mümtaze teşkil ettikleri vakit dahi hüküm ve nüfuzları haricinde kalmış idi. Cengiz hurucunda dahi sair memalik-i İslâmiye gibi Moğolların payimal-i zulm ve te’diyesi olmuş ve ba’dehu birçok Türk ve Türkman aşiretleri gelerek, bazı taraflarına sokulmuş ve Akkoyun, Karakoyunlar hercümercinden ve hepsine kapak koyan Timur’un hurucundan sonra kısm-ı azâmı Şah İsmail’i Safevînin eline geçmiş iken, Yavuz Sultan Selim Han’ın Şah-ı Müşarünileyhin üzerine vaki’ seferinde Kürd rüesası Sünniyul-Mezheb olmak saikasıyla ve meşhur İdris-i Bitlisî’nin sa’y ve himmetiyle tev’an taraf-ı Devlet-i Osmanîye’ye dönüp o vakitten beri kısm-ı azamı Devlet-i Müşarünileyhanın taht-ı idaresinde bulunmakta ve yalnız kısm-ı şarkîsi muahhiren ta’yin olunan hatt-ı hududun ortasında kalıp, muğayyeret-i mezhebten dolayı İranîlerle beynlerinde bulunan münaferetle beraber, İran’ın taht-ı hükmünde bulunmaktadırlar.
LÜGATÇE
Ahfad: Torunlar.
Ahz ve i’ta: Alış-veriş, ticaret.
Ahz: Almak, alıvermek.
Akvam: Kavimler.
Akvam-ı Aryanî: Aryan(İran) Irkına mensup kavimler.
Alelumum: Ekseriyetle, genellikle.
Alem: Sembol.
Arzen: Arazi olarak, coğrafî olarak.
Arz-ı şimalî: Kuzey arazisi(Enlem)
Asl ve menşe: Asıl ve köken.
Asya-i Garbî: Batı Asya.
Aşair: Aşiretler.
Avdet: Geri dönme, dönüş.
Azimet: Gitme, yola çıkma.
Ba’dehu: Sonradan.
Ba’del-İslâm: İslâm sonrası.
Bad’el mağlubiye: Mağlubiyet (yenilgi) sonrası.
Beyn: Ara.
Cem’: Toplama.
Cenuben: Güneyden, güney yönünden.
Cenub-i garbî: Güneybatı.
Cenûb-i şarkî: Güneydoğu.
Cevelân: Dolaşım, hareketlilik.
Cezîre: Arap Yarımadası.
Cinsiyet: Irk.
Derşed: Sert, kaba.
Ekrad: Kürd isminin çoğulu; Kürdler.
Eksenefon: Ksenefon.
Elsine-i İslâmiye: Müslümanların konuştuğu diller; İslâmî diller.
El-yevm: O gün.
Enhar: Nehirler.
Enhar-ı saire: Başka nehirler.
Eş’ar: Şiirler.
Ezmine-i kadim: Antik çağlar, eski zamanlar.
Galat: Yanlış telaffuz, yanlışlık.
Garb-ı şimalî: Kuzeybatı.
Halefler: Sonradan gelenler, ardıllar.
Hal-i bedeviyet: Köylülük yaşamı.
Havi: Kapsayan, içine alan.
Hayvanat-ı ehliye: Evcil hayvanlar.
Huruf-u Arabî: Arapça harfleri.
Hükümat-ı mümtaze: Seçkin hükümetler.
Hükümat-ı sağire: Küçük hükümetler (yönetimler).
Irak-ı Acem: Kürt ve İran toprakları.
Irak-ı Arab: Irak’ın Arap kısmı.
İbtida: Başta, başlangıçta.
İrtifa: Yükselti.
Kabil-i sükna: Yerleşime elverişli.
Karabet: Yakınlık, akrabalık.
Karabet-i cinsiye: Irksal yakınlık, akrabalık.
Kardukh: Karduk.
Karib: Yakın.
Kavaid-i sarfiye: Dilbilgisi kuralları.
Kelek: Sal, bot.
Kesret: Çokluk.
Kısm-ı cenûb: Güney kısmı.
Kısm-ı şarkî: Doğu kısmı, doğuda (İran sınırları içinde) olanlar.
Kıt’a-î mezkûre: Adı geçen kıta (coğrafya).
Kusûr: Artık, arta kalan.
Kür: Kura Nehri.
Kütüb-i edebiye: Edebi kitaplar.
Lâtif: Hoş, tatlı, yumuşak.
Ma’dud: Sayılan.
Ma’dud: Sayılma, addedilme.
Ma’muratul-Aziz: Elazığ.
Ma’mure: Bayındır, gelişmiş şehirler.
Ma’ruf: Bilinen, tanınan.
Ma’ruf: Bilinen, tanınan.
Mahall: Ortam, mekân.
Mavara-i Kafkas: Transkafkasya, Kafkasya Dağlarının güneyinde Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan’ı kapsayan bölge.
Me’huz: Alınmış, alıntılanmış.
Mecra: Akarsu yatağı, çığır, ark.
Medar-ı taayyüş: Geçim kaynağı.
Medar-ı tefrikî: Farklılık nedeni.
Memalik: Memleketler.
Menabi: Kaynaklar.
Mervi: Rivayet edilen, anlatılan.
Mestûr: Kaplı, örtülü.
Meşahir-i Muharrirînin: Ünlü yazarlarından.
Mevaki-i mezkûre: Adı geçen mevkiler.
Mevaridat: Gelirler.
Meyan: Ara.
Mezkûr: Adı geçen.
Meznun: Zannedilme.
Midya: Med İmparatorluğu.
Miyah-ı carî: Akarsular.
Muahhiren: Sonradan, daha sonraları.
Muğayyeret-i mezheb: Mezhep farklılığı (değişikliği).
Mukaddem: Önce, evvel.
Mühemmen emken: Olabildiğince, imkânlar ölçüsünde.
Mülayim: Yumuşak, ılıman.
Mülteka: Kavuşma, ulaşma, katılma.
Mülük: Melikler, krallar.
Mümted: Uzanan.
Münaferet: Nefretleşme.
Münkati’: Kesik.
Münsib: Bağlı, bağlanan.
Münteha-i şimal: Kuzey sınırı.
Mürtafi: Yükselti.
Müselles: Üçgen.
Müsemma: İsimlenlendirilen.
Müstenid: Dayalı.
Nebean: Kaynaklanma.
Neft: Petrol.
Neşr: yayınlama.
Nîm-müstakil: Yarı bağımsız.
Sa’y: Çalışma, gayret.
Sakin: Yerleşik.
Sanayi-i mahalliye: Mahalli sanayi, zanaat.
Sünniyul-Mezheb: Sünni mezheplere bağlı.
Şafi’ul Mezheb: Şafii mezhebine mensup.
şahid-i adil: Doğru tanık, sağlam delil ya da kanıt.
Şarken: Doğudan, doğu yönünden.
Şark-ı şimal: Kuzeydoğu.
Şimal: Kuzey.
Şimal-ı şarkî: Kuzeydoğu.
Şimal-i garbî: Kuzeybatı
Şimal-i garbî: Kuzeydoğu.
Tahrir: Yazı, kayıt.
Taht-ı hüküm: Yönetiminde, idaresinde.
Taht-ı itaat: İtaat altı, buyunduruk.
Takribî: Yaklaşık.
Taksimat-ı mülkiye: İdari bölüşüm.
Taksim-i miyah: Su bölümü çizgisi.
Taşyağı: Kömür.
tavaif-i mülük: Beylikler, emirlikler; bölge devletleri.
Tebeddül: Değişim, dönüşüm.
Tev’an: Kendi isteğiyle, zorlanmaksızın.
Tûl-i şarkî: Doğu boylamı.
Umera: Beyler, emirler.
Vasait-i nakliye: Ulaşım vasıtaları.
Yunan-ı Kadim: Antik Yunan.
Zab-ı Âla: Yıkarı Zap Suyu, Büyük Zap Suyu.
Zab-ı Esfel: Aşağı Zap Suyu, Küçük Zap Suyu.
Zahayir: Tahıllar.
Ziraate salih: Ziraete elverişli.
http://zaningeh.net/osmanli-kaynaklarinda-kurd-ve-kurdistan.html/
Страницы истории
22 августа — День Государственного флага Российской Федерации
В 1991 году, в разгар политического кризиса и после провала путча ГКЧП, бело-сине-красный триколор подняли над зданием Верховного Совета РСФСР. В тот же день Верховный Совет принял постановление, которое временно признало исторический флаг национальным до принятия специального закона. А в 1994 году президент Борис Ельцин подписал указ (№ 1714) об учреждении самого праздника.
Немного истории флага
У триколора долгая история. По распространённой версии, впервые бело-сине-красный флаг появился в 1669 году на первом русском военном корабле «Орёл» (его построили по указу царя Алексея Михайловича). Позже Пётр I в 1705 году издал указ, по которому такой флаг должен был подниматься на торговых судах. В XIX веке был период, когда государственным официально считался чёрно-желто-белый флаг (при Александре II), но при Александре III и Николае II бело-сине-красный снова стал национальным. После революции 1917 года его сменило красное полотнище с серпом и молотом, а в 1991 году триколор вернулся. Окончательный юридический статус (в том числе соотношение сторон полотнища 2:3) флаг получил позже — в 1993 году указом президента, а в декабре 2000 года был принят федеральный конституционный закон «О Государственном флаге Российской Федерации».
Уважаемые гости сайта www.kurdist.ru
Триколор — это не просто символ страны, это отражение нашей истории, традиций и национального характера.
Пусть наш триколор всегда будет символом единства, силы и гордости за Родину. Желаю, чтобы в жизни было больше поводов для радости и поводов гордиться своей страной и впредь объединяет нас, вдохновляет на добрые дела и новые достижения.
От всей души поздравляем Вас с Днём Государственного флага Российской Федерации! Пусть над нами всегда будет мирное небо, а в сердцах — тепло и уверенность в будущем!
Желаем всем мира, благополучия и процветания!
www.kurdist.ru, Бруки Л.М.
Страницы истории
Наследие Ашшура или конструкт арамеев?
Современные ассирийцы сквозь призму языка, географии и политики
Камиз Шеддади
Современные ассирийцы – этнорелигиозная община, насчитывающая несколько миллионов человек, разбросанных по всему миру. Согласно широко распространённой версии, они являются прямыми потомками древних жителей Ассирийской империи – народа, говорившего на аккадском языке и создавшего одну из первых великих держав в Месопотамии. Эта точка зрения стала краеугольным камнем современного ассирийского национализма и активно поддерживается как самой общиной, так и некоторыми исследователями.
Однако существует и альтернативный взгляд, который подвергает сомнению эту преемственность. В данной статье мы последовательно разберём ключевые аргументы обеих сторон и покажем, что версия о прямом происхождении современных ассирийцев от древних ашшурцев не выдерживает критического анализа. Вместо этого мы предложим более экономное объяснение, согласно которому современные ассирийцы – это потомки арамеев, принявших христианство, которые в церковно-политических целях присвоили себе престижное имя древней империи.
Языковой вопрос: аккадский против арамейского
Главное и наиболее очевидное противоречие заключается в языке. Древние ассирийцы говорили на аккадском языке, относящемся к восточносемитской ветви. Этот язык был полностью вытеснен арамейским уже в первые века до нашей эры и окончательно исчез как разговорный к V веку н.э. Современные ассирийцы говорят на новоарамейских диалектах, которые являются прямыми потомками арамейского, но не аккадского.
Сторонники преемственности указывают на наличие в новоарамейском языке аккадских слов-субстратов, которые, по их мнению, доказывают, что носители языка являются прямыми потомками аккадцев. Однако этот аргумент не выдерживает проверки. Аккадские заимствования присутствуют также в арабском и иврите – но никто не утверждает, что арабы или евреи являются потомками ассирийцев. Более того, аккадские слова в новоарамейском могли попасть туда через длительный языковой контакт, а не через прямое наследование.
Подобные процессы – обычное явление в истории языков. В английском языке есть кельтские субстратные слова (Avon, Combe, Tor), но англичане не являются потомками кельтов. Во французском есть галльские слова (Bougie, Char), но французы не прямые потомки галлов. В русском есть финно-угорские слова (тундра, пурга), но русские – не финно-угры. Таким образом, наличие аккадских слов в новоарамейском является следствием длительного сосуществования языков, а не доказательством этнического наследования.
Географический аспект: Ниневия, Хаккари и Кордуена
Второй серьёзный аргумент касается географии. Сторонники традиционной версии часто утверждают, что древние ассирийцы после падения Ниневии (612 г. до н.э.) укрылись в недоступных горах Хаккари и Урмии, сохранив там свою идентичность на протяжении тысячелетий. Однако исторические источники и археологические данные показывают иное.
После падения Ниневии основное население Ассирии не бежало в горы. Жители остались на своих землях и стали подданными Нововавилонского царства. Вавилоняне восприняли ассирийские культурные традиции, а бог Мардук, который некогда был главным божеством Ашшура, был возвеличен в Вавилоне. Никаких свидетельств массового исхода в горы нет.
Горы Хаккари в античности были известны как Кордуена – страна кардухов, о которых писал ещё Ксенофонт в V веке до н.э. Кардухи – это ираноязычные племена, предки современных курдов, а не семитские ассирийцы. Современные ассирийцы действительно оказались в этом горном регионе, но значительно позже –спасаясь от преследований со стороны Сасанидского зороастризма и позже – от арабских завоеваний. Они не были исконными обитателями этих гор; они пришли туда, уже будучи христианами и арамееязычными.
Таким образом, географическая привязка «ассирийцы = горцы Хаккари» не подтверждается древней историей. Предки современных ассирийцев тысячу лет жили на равнинах и лишь в Средневековье переместились в горы в результате гонений.
Христианизация: Арам, а не Ашшур
Принятие христианства – ещё один ключевой пункт. Согласно церковному преданию, апостолы Фаддей (Аддай) и Варфоломей принесли христианство в Северную Месопотамию уже в I веке. Центром раннего христианства стал город Эдесса (современная Урфа на Северном (Турецком) Курдистане). Именно здесь около 200 года н.э. царь Абгар IX объявил христианство государственной религией в своём небольшом царстве Осроена.
Но Эдесса – это исторический Арам, а не Ашшур. Здесь говорили на западноарамейском диалекте, и именно здесь была создана Сирийская Библия (Пешитта). Апостолы проповедовали среди арамеев, а не специально среди бывших ашшурцев. В регионе в то время жило множество народов – персы, курды, евреи, арабы – и все они принимали христианство. Однако лишь та община, которая говорила на арамейском и жила вокруг Эдессы, создала устойчивую церковную традицию. Нет оснований считать, что эти христиане были именно потомками ашшурцев. Логичнее предположить, что первая христианская община на арамейском языке была арамейской по этническому составу.
Церковные расколы и формирование идентичности
В V веке произошёл раскол между восточными и западными христианами-сирийцами. Западная церковь, центром которой оставались Эдесса и Антиохия, удерживала связь с Византией. Восточная церковь, сосредоточенная в столице Сасанидской империи Ктесифоне, пошла своим путём – так возникла Церковь Востока.
В ходе этого раскола каждая из сторон искала себе авторитетные древние корни. Западные назвали себя «арамеями» (или сирийцами) – по имени библейского патриарха Арама. Восточные же выбрали имя «Ашшур» – в честь древней империи, которая когда-то доминировала в Месопотамии. Это был политический и церковный бренд, аналогичный тому, как армяне возводят себя к Ною, а арабы – к Аврааму. Никакого реального этнического происхождения от ашшурцев в этом выборе не было – было лишь желание получить древний и престижный географический ярлык, который укрепил бы авторитет церкви и её паствы.
Важно подчеркнуть, что это не уникальное явление. Армянская церковь ведет свою историю от Ноя. Мусульманские династии возводили себя к Исмаилу, сыну Авраама. Грузины, абхазы и многие другие народы Кавказа имеют свои легенды о происхождении от библейских праотцов. Это естественный способ утвердить свою древность и богоизбранность. Имя «Ашшур» было одним из самых мощных в регионе: империя, правившая всем Ближним Востоком, чьи цари упоминаются в Библии. Для церкви, боровшейся за независимость от западных иерархов, взять такое имя было гениальным ходом.
Диалектные различия как ложный маркер
Сторонники традиционной версии часто утверждают, что восточные и западные диалекты арамейского разделились ещё до нашей эры, и это доказывает этническое различие между ассирийцами и арамеями. Однако диалект не является этническим маркером. В курдском языке существует несколько диалектов (курманджи, сорани, горани, заза), но все их носители считают себя курдами. Точно так же арамеязычные христиане могли говорить на восточных диалектах в Хаккари и Урмии, а на западных – в Сирии и Ливане, но при этом иметь общее происхождение. Диалектные различия – это следствие географической изоляции, а не этнической предыстории.
Генетические данные: общий субстрат, а не уникальное наследие
Генетические исследования часто приводятся в пользу ассирийской преемственности. Однако они не дают однозначного ответа. Современные ассирийцы действительно имеют древние гены, но не уникальные. Те же гены присутствуют у курдов, халдеев, армян, арабов-христиан и даже некоторых мусульманских групп. Это не доказывает прямого происхождения от Ашшура, а лишь показывает, что все народы региона имеют общий древний субстрат. Генетика не является решающим аргументом – она свидетельствует о смешении и общих корнях, но не о прямой линии от древних ассирийцев к современным ассирийцам.
Разбор последних опор традиционной версии
После анализа языка, географии, истории христианизации и генетики остаются три последних аргумента, на которые опираются сторонники преемственности.
Первый – самоназвание и письменная традиция. Утверждается, что восточные христиане называли себя «ашшурцами» ещё в IV веке, и это доказывает их происхождение. Однако арамейский язык и письменность были общими для множества народов региона – арамеев, иудеев, мандеев. Название «Ашшур» могло быть политическим брендом, как у армян или арабов, которые возводили себя к библейским праотцам. Нет ни одного письменного свидетельства, что крестьяне в горах Хаккари называли себя «ашшурцами» в быту до XIX века.
Второй – генетическая уникальность. Как уже было сказано, общие древние гены есть у всех народов региона. Нет уникального ассирийского генетического маркера, который бы отличал их от соседей.
Третий – диалектные различия. Этот аргумент опровергается примером курдов, у которых разные диалекты, но единая этническая идентичность. Диалект не является этническим маркером.
Таким образом, все три аргумента не выдерживают критики.
Заключение
Современные ассирийцы – это не потомки аккадцев, а потомки тех арамеев, которые приняли христианство в I–III веках на территории Северной Месопотамии (Арама). Их язык – новоарамейский, их первые церковные центры – Эдесса и Ктесифон, их культура и богослужение – сирийские (арамейские).
Имя «Ашшур» было присвоено ими в церковно-политических целях в период раскола V века, чтобы подчеркнуть свою независимость и древность. Это стандартная практика для всех ближневосточных народов, и нет никаких серьёзных оснований считать, что у ассирийцев она имела более глубокие корни, чем у других народов региона.
Версия о прямой этнической преемственности от древней Ассирии остаётся лишь удобной легендой, но не подтверждается ни языком, ни географией, ни хронологией христианизации, ни историей конструирования идентичностей, ни генетикой.
Современные ассирийцы – наследники арамеев, которые блестяще использовали имперский бренд Ашшура для сохранения своей уникальной религиозной и культурной традиции.
-
Новости6 лет назадТемур Джавоян продолжает приятно удивлять своих поклонников (Видео)
-
Исторические документы1 год назадКУРДСКИЙ СУДЕБНИК САСАНИДСКОГО ПЕРИОДА: «MĀTAKDAN I HAZĀR DĀTASTĀN»(«Книга тысячи судебных решений»)
-
Курдские племена,кланы,роды.18 лет назадThe Kurdish tribes of the Ottoman Empire
-
Страницы истории13 лет назадО личности Дария I Великого и Оронта в курдской истории
-
История13 лет назадДуховные истоки курдской истории: АРДИНИ-МУСАСИР-РАВАНДУЗ
-
История15 лет назадДинастия Сасаниды и курды
-
Интервью6 лет назадНациональная музыка для нашего народа — одна из приоритетных ценностей…
-
История15 лет назадКурдское государственное образования на территории Урарту: Страна Шура Митра

Вы должны войти в систему, чтобы оставить комментарий Вход